Avrupa’nın kuzeyinde, Baltık Denizi’nin doğu sahillerinde yer alan 3 küçük devleti ve özellikle de başkentlerini görmek istemiştim. Bu küçük 3 devlet sanki araya sıkışmış, ezilmiş ülkeler gibi görünürdü ama 12’nci yüzyıldan beri, Avrupa’nın doğusuna, özellikle Rusya için önemli ticaret merkezini oluşturmuşlardı. Tarihleri eski, kaderleri ilginçtir.


Aynı dili konuştuklarını düşünüyor insan fakat öyle değil. Hepsinin kökeni ayrı, dilleri farklıdır. Tabii komşu ülkelerle olan ilişkiler nedeniyle lisanda benzerlik ve yakınlıklar var ama yine de esas itibariyle ayrı kökenli uluslar olduğundan dilleri farklı.

Bu ülkeler stratejik konumları gereği geçmişte komşu büyük devletlerin işgali altında kalmıştır. Çeşitli zamanlarda Almanya, Polonya (Lehistan), Rusya’nın hâkimiyeti görülmüş, dini inançları da bu çerçevede Protestan, Katolik, Ortodoks olarak dağılmıştır. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra bağımsız olan bu ülkeler, 2’nci Dünya Savaşı’ndan önce kısa bir süre Almanların, daha sonra da Rusların eline geçti. Rusya döneminde birliğe bağlı birer sosyalist devletti. 1990’lı yıllarda Rusya’nın parçalanması sonucu tekrar bağımsız birer cumhuriyet oldular ve şimdi ise bu statüleri ile Avrupa Birliği üyesidirler. Para birimleri de avro’dur.

Riga, Letonya (Latvia)'nın başkentidir, Daugava Nehri kıyısındadır. Nehrin iki yakasını birbirine bağlayan köprüler var. Eski şehir merkezi koruma altına alınmış. Kiliseler, Özgürlük Anıtı, eskiden kalan devlet binalarının çevresindeki geniş alanlar hariç, sokaklar dar ve labirent şeklinde eğri büğrü devam ediyor. Bu sistemin soğuk rüzgârlardan, yürüyenleri korumak amaçlı oluştuğu söylenir. Bu ara sokaklar üzerinde 200-300 yıllık muhteşem mimarisi ve cephe süslemeleri ile devasa yapılar görmek mümkün. Rönesans devrinin yeni sanat anlayışını bu binalarda görebilir ve hayran kalabilirsiniz. Ülkenin nüfusu yaklaşık 3 milyon. Göller ve ormanlık arazi bol.

Bir eski binanın bodrumunda (Mahzen’de) Orta Çağ garson giysileri giyenlerin servis yaptığı, otantik yerel müzik ve sadece mum ışığıyla aydınlatılmış bir mekânda akşam yemeği zevkli idi. Gündüz, eski şehri, nehrin bir kolunun içinden aktığı parkı gezdikten sonra yakınında bulunan büyük pazar yerini gördük. Uçakların henüz gelişmemiş olduğu  dönemde kullanılan hava aracı devasa zeplin hangarının içine kurulmuş olan bu halk pazarı ilginçti. Et-balık bölümü, bakkaliye ürünleri, meyve
satıcıları ve benzer esnafın oluşturduğu büyük bir perakende alışveriş merkezi. Diğer Avrupa ülkelerinde bunun gibi kapalı bir halk pazarının benzeri yok dediler.



Tallinn, Estonya’nın başkentidir. Estonya Baltık devletlerinin kuzeyinde, toprağı en küçük olandır. Buna rağmen arazisi İsviçre, Hollanda ve Danimarka’dan büyüktür. Nüfusu yaklaşık 1.5 milyon civarında. Ülkede yaklaşık 1100 adet göl ve 1500 ada mevcuttur. Tallinn Baltık Körfezi kıyısında bir liman şehridir. Körfezin karşı sahilinde Helsinki (Finlandiya), ülkenin kuzeyinde ise St.Petersburg (Rusya) komşularıdır. 12’nci yüzyılda kurulduğu söylenen bu şehrin 15 ve 16’ncı yüzyıllarda ticari önemi bakımından geliştiği ve pek çok yapının bu dönemde inşa edildiğini belirtebiliriz. Son yıllarda çok katlı apartmanların yapıldığı bu şehre, hâkim bir tepeden baktığımızda, limana doğru uzanan eski şehre ait binalar göze çarpar.



Şehre hâkim o tepe üzerinde, 5 kubbeli büyük bir Ortodoks kilisesi ile eskiden kalmış ve restore edilen evler, malikâneler mevcut. Dar sokaklardan aşağıya inildiğinde, şehrin büyük belediye meydanına ulaşılıyor. Bu meydan etrafında bulunan tarihi binalar görülmeye değer. Turistik amaçla çevre kafe, lokanta, hediyelik eşya satıcıları ve otellerle dolmuş. Nostaljik keyfi yaşatmak için atlı arabalar (faytonlar) dahi var. Etraf cıvıl cıvıl turistlerle kaynıyor. Bu şehri mutlaka görmek lazım…  Riga’dan günü birlik gittiğimiz için uzun süre kalamadık ama etkisi olumluydu.



Vilnius, Litvanya’nın başkenti. Riga’dan 300 kilometre güneydoğuya yolculuktan sonra 3’üncü Baltık ülkesinin başkentine geldik. Yol, düz ovada tahıl ekili tarlalar arasından geçiyordu. Ülkenin tarım alanı daha geniş ve kapladığı alan diğerlerinden büyüktü. Nüfus yoğunluğu az, yaklaşık 3,5 milyon civarında. Vilnius sahilde değil, ülkenin oldukça doğusunda, Rusya’ya daha yakın. Şehir, Neris Nehri’nin 2 yakasına kurulmuş. Eski şehre ait bina ve diğer gezilecek tarihi yerler nehrin güney yakasında toplanmıştı. Eski şehrin silueti dışında çevre büyük ve yüksek beton binalarla yenilenmiş. Dük sarayları, tarihi kiliseler ve dar sokakları, iki tarafında bulunan eskiden kalma yaşam alanlarını görmek ilginçti.

Şehrin 30 kilometre uzaklığında bulunan Trakai kasabası görülmeye değer. Bir göl kenarında olanbu yer, yazlık (sayfiye) mekânı olarak turistlerin ilgisini çekiyor. Gölün kuzey sahilinde 14’üncü yüzyılda yapılmış hisar ve kale savunma amaçlı olarak inşa edilmiş olmasına rağmen, kullanılmadığı söyleniyor. Restore edilen bu yer de turistlerin ilgi odağı.

Baltık Denizi’nin incileri olarak tanımlanabilecek bu üç ülkeyi görmenizi öneririm.
CEVDET NACİ GÜLALP
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.