Karma Düzen 

Özellikle Roma’ya özgü bir yaratıcılığın ürünü olan karma düzen, en zengin ve detaylı düzendir. Bu düzen, akant yaprakları ve "S" kıvrımlarıyla, korent ile iyon arasında bir bağ oluşturur. Bu düzendeki friz ve saçaklıklar rölyefli heykellerle donatılmıştır.

Erken Hristiyan

Hristiyanlık MS 326’da Roma İmparatorluğu’nun resmi dini haline geldiğinde çok sayıda yeni kilise inşa edilmişti. Çoğunda -Roma kamu binası tipinden türeyen- sahınlı bazilikal plan şeması kullanılmıştı ve dolayısıyla çoğunun iç mekânında, sütunlar tarafından taşınan arkatlar vardı. Başlangıçta, Erken Hristiyan döneminin sütun ve başlıkları Roma’daki öncellerine çok benziyordu. Ancak Hristiyan ikonografisini ve sembolizmini yansıtan yeni sütun başlıkları geliştirilmişti. Roma İmparatorluğu, barbarların istilası altında giderek artan baskılar sonucu dağılarak politik ilgisini doğuya yöneltince, doğudan gelen yeni mimari etkiler öne çıkmaya başladı. Bizans’a ait mimari biçimler tamamen yeni ve oldukça belirgin şekillerde gelişmeye başladı.

Doğu coşkusu

Her ikisi de İtalya, Ravenna’da olan 6. yüzyıl kiliseleri Sant’ Apollinare ve San Vitale’de, Roma sonrası Hristiyan mimarlığının doğu etkisindeki zengin yaratım gücü görünmektedir. Ana nef arkatının mermer sütunları ve “rüzgârlı” başlıkları korentten türetilmişti ancak birebir kopyası değildi. Karşıdaki destek başlığında, zengin katmanlar halinde yaprak biçimleri vardı.

İyon kolonatı

Bu bazilikada, yüksek bir saçaklığı taşıyan ve iyon sütunlarından meydana gelen arkat, bir Hristiyan kilisesine hizmet edecek şekilde uyarlanmıştır. Bu da Doğu etkisi taşıyan sonraki işlerden ziyade geçmişteki klasik düzene daha yakın olan çok zengin ama ölçülü bir etki meydana getirmektedir.

Uyarlama ve birleştirme

Eski mimari biçimler, yeni dine ve onun sembollerine uyacak şekilde uyarlanmaktaydı. Venedik’teki San Marco Kilisesi’nin sütun başlığında görüldüğü gibi akant yaprakları, volütler, zengin silmeler ve merkezi haç bir araya getiriliyordu. Çok yassı ama derin kesimli yapraklar, Doğu etkisindeki işlerin tipik bir örneğidir.

Spolia

Spolia’nın (yeniden kullanılan malzemeler) varlığı, Selanik’teki Aziz Demetrius Kilisesi’nin sütun başlığındaki garip görünümü açıklıyor. Başlığın ince bir işçiliğin ve görkemli kartalların yer aldığı ana alt kısmı, yeni Hıristiyanlık bağlamı içinde yeniden kurgulanmıştır. Üzerindeki işçilik biraz daha kabadır.

Katlanan sütun başlığı

İstanbul’daki Aziz Sergios ve Bakhus Kilisesi’nin (Küçük Ayasofya) (527-36) sütun başlığı sanki bir kumaş parçasıyla yapılmış ve sütunun içine doğru katlanmış gibi görünmektedir. Meneviş ya da dantel işiyle iç içe geçen, dokuma benzeri kıvrımdal bezemeleri etkiyi daha da zenginleştirmektedir.

Romanesk

Roma İmparatorluğu sona erdikten sonra taş yapım teknikleri Kuzey Avrupa’da büyük ölçüde kaybolmuştu. İnşa edilen taş yapılar ise Roma dönemindekilere kıyasla çok basitti. Barbar istilasının sona ermesi Akdeniz bölgesiyle ilişkileri bir kez daha canlandırırken, geç 10. ve erken 11. yüzyıllarda sanatsal ve kültürel bir Rönesans yaşanmaktaydı.

Romanesk üslup bu sanatsal Rönesans’ın bir ürünüydü ve eski Roma biçimlerini, Kuzey Avrupa’daki yerel kavimler arasında revaçta olan daha geometrik bir bezeme repertuvarıyla birleştirerek oldukça sadeleştiriyordu.
HAZIRLAYAN: AYSUN ÖNCÜL
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.