Rönesans ve Barok

Süslü Gotik biçimler belirli bir kurak dizisi çerçevesinde belirlenmiyordu. Rönesans’ın anahtar özelliği ise katı kurallarla tanımlanmış klasik düzenin yeniden canlandırılmasıydı. Rönesans’ta Antik Roma’nın şanını en çok çağrıştıran Toskana ve Korent düzenleri özellikle revaçtaydı. İtalyan Rönesans mimarları tasarımlarını antik yapıların kalıntıları üzerine inşa ediyorlardı. Ayrıca düzen üzerine bazı yeni çeşitlemeler de tasarlamışlardı. Özellikle Korent düzeni amaçlarına çok uygun düşüyordu. Barok ve Rorkoko dönemlerinde mimarlar daha yaratıcı olmaya başladılar. Yeni sütun başlıkları ve altlıkları tasarlarken, eski örneklerden uzaklaşmışlardı. Düzen hiyerarşisi Her düzenin kendine özgü görsel özelliklerinin olduğu düşünülüyordu. Sade Dor ve Toskana düzenleri dayanım, Korent ise güzellikle bağdaştırılmaktaydı. Örneğin Floransa’daki Rucellai Sarayı’nın alt katında Dor düzeninde, üstte ise Korent düzeninde pilastrlar vardı.

Rönesans plastrı

Bir Venedik kilisesindeki bu Rönesans plastrı Korent düzenindedir. Ancak geleneksel akant yapraklı bezemeleri sütun başlığının köşeleriyle sınırlandırılmıştır, merkezde ise daha doğal bir gül figürü yer alır. Pilastr üzerindeki yivler, yerini kıvrımdallı izlere bırakmıştır.

Dekoratif sütun

Barok mimarlar, sütunu taşıyıcı bir eleman olarak kullandıklarıkadar bir dekorasyon ögesi olarak da kullanmaktaydılar.Örneğin Paris’teki St. Paul ve St. Louis Kilisesi’nincephesindeki sütunlar, beklenmedik bir şekilde bir alınlığın üzerinde yer almaktaydı. Detaylı yüzey bezemeleriyle birlikte bu sütunlar, oluşan çok zengin dekoratif etkiye büyük bir katkıda bulunmaktadır.

Rüstik sütun

Rönesans mimarları klasik fikirler üzerine yeni biçimler inşa etmeyi denemekteydi. Bunlardan biri daha büyük ve rüstik taş blokların dönüşümlü olarak kullanıldığı rüstik sütundur.
Fransız kraliyet mimarı Philibert de I’Orme (yak. 1510-70) tarafından tasarlanan rüstik sütunlar Rönesans ve Barok gibi sonraki mimarlıkların önemli bir ögesiydi.

Rokoko başlık

Rokoko mimarları, Rokoko üslubunun inceliğine uyan hafif bezemelerle yeni sütun başlıkları tasarlamışlardı. Neredeyse silindirik bir şekli olan bu sütun başlığının, üzerine temellendirildiği Korent düzeniyle pek bir ilgisi yoktur. Ancak bu onun dekoratif gücünden bir şey eksiltmemektedir.

Yeniden canlandırma üslupları

18. yüzyılın ortasında bilim adamları antik dönem mimarlığını tüm detaylarıyla incelemeye başladılar. Yaptıkları titiz çizimler yayımlanarak geniş çapta dağıtıldı. Özellikle James “Athenian” Stuart (1713-889 ve Nicolas Revett (1720-1804) gibi bilim adamları Yunan mimarlığını öne çıkarmışlardı. Onların çalışmaları sayesinde antik yapıların eksiksiz reprodüksiyonları geniş kitlelere ulaştı. Yunan mimarlığının daha sonraki Roma yapılarında eksikliği hissedilen saflık taşıdığı ve ABD, Fransa gibi yeni demokratikleşmiş ülkeler için özellikle uygun olduğu düşünülüyordu. Canlandırma üsluplar genel olarak eski örnekleri kopyalıyordu. Ancak daha yakın bir geçmişte mimarlar, özellikle çok yüksek binalarla ilişki içinde olan sütun biçimleriyle ilginç deneyler yapmaktaydılar.

Antik dönem mimarlığı incelemeleri, iyon düzeni

18. yüzyıl yayınları gerçek örnekler hakkında çok iyi detaylar sağlıyordu. Yunanistan, Ilissus’taki bu İyon düzeni bunlardan biridir. Bu sayede mimarlar, eski örnekleri birebir kopyalayabilmekteydi. Bu da tarihsel doğruluğa yeni bir vurgu getiriyordu. Önceden bilenmeyen yapılar ortaya çıkarılıp, çizimleri yapıldığı için biçim repertuarı genişlemişti. Altlığı olmayan dor Sütun altlığı olmayan ve Roma tipine göre sütunları daha ağır olan Yunan Dor düzeni, 18. yüzyıl mimarları ve bilim adamları için büyük bir keşifti. Roma’nın çöküşüyle kirlenmiş saf bir Klasisizm’i temsil ettiği düşünülmekteydi, bu da ABD’deki Ohio Eyaleti Kongre Binası gibi Yunan yeniden canlandırma üslubundaki binaların önemli bir ögesiydi.

Gökdelen sütun

New York’taki Amerikan Surety Building gibi ilk gökdelenler, kendi başına ayakta duran devasa sütunları andıracak şekilde tasarlanmıştı. Alt katlar sütun altlığını, çıkıntılı kornişleriyle üst katlar da sütun başlığını temsil ediyordu. Düşey pencere dizileri sütun gövdesindeki yivler gibiydi.

Britanya düzeni

Neoklasik dönemde düzen üzerindeki çeşitlemelerin keşfi 18. yüzyıl mimarlarının yeni düzenler tasarlamasına yol açtı. Burada gördüğünüz Britanya düzeninde, İngiliz kraliyet aslanı ve tek boynuzlu at kullanılmaktaydı. Öte yandan Washington D.C.’deki Amerikan Kongre Binası bir “mısır koçanı” düzeniyle süslenmiş, akant yaprakları yerine mısır başağı kullanılmıştır.

Boru dikme

20. yüzyılda Modernist mimarlar sütun başlıklarını ve altlıklarını terk ederek, gereksiz süslemeleri olmayan ve işlevini açıkça dışavuran sade kolonlara yöneldiler. Bununla birlikte kolonlar hem taşıma hem de cepheye ritim kazandırma işlevi görüyordu; Le Coubusier’nin Fransa, Poissy’deki Villa Savoye örneğinde olduğu gibi (1929-31). Betonla kaplı ya da beton doldurulmuş benzer türde kolonlar genellikle bodrum katlarını taşımak için kullanılmaktaydı

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.