Kızım ile çıktığımız dünya turunda gezip beğendiğimiz yerlerden biri de Pasifik  Okyanusu’nun ortasında bulunan ve Hawaii Adaları’nın Başşehri olan Honolulu’ydu.



Hawai’de 8'i büyük olmak üzere toplam 18 ada var. En büyüğü Hawaii olmasına rağmen en popüler şehri Honolulu. Yerel adıyla O’ahu Adası. Honululu başkent olmanın dışında 2’nci Dünya Savaşı’nda Japonların Amerikan donanmasına ağır hasar verdikleri meşhur “Pearl Harbour” limanın da bulunduğu ada olarak öne çıkıyor.  Pearl Harbour baskınına ait filmleri izleyenler buranın 2’nci Dünya Savaşı yıllarındaki halini hatırlayacaktır.

Hawaii Adaları, Amerika kıtası ile Japonya arasında orta bir yerlerde bulunuyor. Hawai Adaları, 20’nci yüzyılın başlarına kadar krallıkla idare edilen bir İngiliz sömürgesi iken, sonradan bağımsızlığın ilan etmiş. 1959 yılından itibaren ise Amerika ile birleşmiş ve Birleşik Devletleri’nin 50’nci üyesi olmuş. Ancak ilginçtir ki eski İngiliz sömürgesi iken kullandıkları bayrağı halen kullanıyorlar ve olimpiyatlarda sporcuları ayrı bir milletmiş gibi temsil ediliyor. Herhalde uzakta oldukları için Amerika'nın diğer eyaletleri gibi federal devletle tam entegre olmamışlar. Kendilerini Amerikalı değil Hawaiili olarak tanımlıyorlar. Belki de turist çekmek için öyle görünmek işlerine geliyor.

Hawaii Adaları, özellikle de Honolulu şehri, turistlerle dolu. Çoğunluğu Japonlar ve Amerikalılar oluşturuyor. Adaların yerel halk nüfusu 1 buçuk milyon olmasına rağmen, turistlerle birlikte bu sayı 3- 4 katına çıkabiliyor.  Otellerin bolluğu, lüks mağazalar, alışveriş merkezlerinin büyüklüğü, şehrin dışına çıkınca gözlemlediğimiz lüks villalar bunun göstergesi. Sanki Amerikalıların ve Japonların müşterek kullandıkları bir büyük Bodrum şehri, tatil ve eğlence mekânı... Orada gördüğüm insanların yaşam şekli ve davranışları bana bu hissi verdi.

Waikiki sahil şeridi ve plajları dünyaca meşhur. Bir zamanlar biraz uzakta olan bu semt artık şehrin bir parçası olmuş. Sahil boyunca ve arka caddelerde devasa oteller, kafeler, yemek ve müzikli lokaller, ılıman iklim şartları altında cıvıl cıvıl yaşam, gerçekten imrendirici. Plaj otellerinin önü gezi caddesi, öbür tarafı ise halka açık kumsal ve deniz. Dileyen otelden mayosu ile çıkıp denize girebiliyor.

Adada hop-in-hop-out dedikleri şehir turu yapan otobüsler var. 2 Ayrı hatta çalışıyorlar. İstediğin yerde inip, gezip, sonra tekrar binip ve gezebiliyorsun. Biz de adayı gezerken bu otobüsleri kullandık. Tura sahil şeridinden başladık ve kuzeye doğru yola çıktık. Her taraf yemyeşil ve ağaçlarla kaplıydı. Palmiye ağaçları, tepeleri muntazam bir şemsiye şeklinde görüntü veren ağaçlar, bir de Banyan - tree dedikleri tropik iklime has bir ağaç türü var. Bu ağacın en belirgin özelliği yerden birkaç ağacın birlikte yükselmesi şeklinde görüntü vermesiydi.

Sahilde ilerledikçe güzel villalar göze çarpıyor. Belli ki varlıklı kesimin burada yazlık evleri var. Oklar bir hayvanat bahçesi istikametini gösterirken genişçe bir alanda panayır kurulmuştu. Çok kalabalık vardı.  Bu panayır Okinawa Adası’nın 2 gün için tertiplediği özel bir yaz panayırıymış. Okinawa Adası, Japonya’nın güneyindeki birtakım adanın en büyüğü. Tarihi oldukça eski, kendilerine özgü gelenek ve görenekleri, sanat eserleri var. Onları sergileyip adalarının turistik reklamını da yapıyorlardı. Çadırlarda hediyelik eşyalar, yerel yemekler satılıyor, yol kenarında adalı ressamların tabloları sergileniyor, orta yerde ise dansçıların yerli danslarını yaptıkları bir sahne bulunuyordu. Çoluk çocuk herkes ellerindeki paketten bir şeyler yiyerek etkinlikleri seyredip, panayırın zevkini çıkarıyorlardı.

Otobüse tekrar bindiğimizde, bu kez yakın bir kasabaya gittik. Bodrum etrafındaki yerleşim bölgeleri gibi, biraz uzakta. Orada yeni bir AVM açılmış, onu gezdik. Dönüş yolunda, bu kasabaya bakan hakim bir tepenin üstüne çıktık. Diğer adaların görünümü ve denizdeki koyların manzarası pek güzeldi. Orada da 2’nci Dünya Savaşı’ndan kalma terk edilmiş bir askeri garnizon ve şehitler mezarlığı vardı.

Honolulu şehir merkezine dönerken bu kez sahilden değil, arka kısımdaki caddelerden geçtik. Deniz ile birleşen bir kanal kıyısını takip ettik. Daha çok mesken olarak kullanılan bu bölgede büyük ve yüksek apartmanlar gözümüze çarptı. Arazi kıymetli olduğu için yeşili korumak amacıyla elde bulunan arsalara bu tür yüksek binalar yapmayı tercih etmişler. Eski şehir, liman çevresinde toplanmış. Limanda büyük bir turist gemisi, yatlar, depolar, hükümet binası, savaş yıllarından kalma askeri barakalar, kışla alanı, park ve iş yerleri vardı. O civarda “Ala Moana Center” diye adlandırdıkları büyük bir AVM de bulunuyor. Çarşı oldukça büyüktü. Her türlü lüks marka eşya mevcuttu. Müşterilerin çoğunluğunun Japon ve Uzakdoğu insanları oldukları fark edilebiliyordu. Avrupa ve Amerikan mallarını burada ülkelerine göre daha ucuza aldıkları anlaşılıyordu.

Öğleden sonra geç vakit otele dönüşte, Waikiki plajlarına yaklaşırken Honolulu’nun lüks alışveriş caddesi olarak bilinen “Kalakua Avenue”yü yürüyerek geçmek istedik. Tam plaj bölgesine ulaştığımızda sağ tarafta deniz kenarında “Sheraton” tarafından işletilen büyükçe, tarihi, eski bir otel dikkatimizi çekti. “Moana Surfrider” Oteli 1901 yılında Waikiki sahilinde yapılan ilk otel. Sahil kenarına 75 odalı yapılmış ve o tarihte geceliği 1.50 dolarmış. Bahçesinden denize girilebiliyor. 1931 yılında el değiştiren bu oteli 1959 yılından beri Sheraton gurubu çalıştırıyor. Bugün bile eski klasik havasıyla ağırlığını sürdüren bir tatil mekanı. İlgimizi çekti. Akşam yemekten sonra gidip deniz kenarındaki bahçesinde bir şeyler içeriz diye planladık. Gece gittiğimizde bahçe otel müşterileri ile doluydu. Mehtap etkileyiciydi, sakin ve huzurlu bir ortam vardı. Günün yorgunluğunu gidermeye çalıştık. Otelin girişi (lobby) pek şıktı. Bahçede ise oldukça yaşlı ve muhteşem bir bünyan ağacı, sembol imiş gibi dikkat çekiyordu.

Plaj sahil şeridinin başladığı yerde bir park var. Orada bazı oteller özel eğlenceler tertip ediyorlar. Parkın caddeye bakan tarafında bronz bir heykel gözümüze çarptı. Heykeldeki kişi milli kahraman olarak kabul ettikleri “Duke Kahanamoku” ismindeki bir sporcuymuş. 1912 ve 1920 yıllarındaki olimpiyat yüzme dalında serbest 100 metre dünya birincilikleri var. Ayrıca bu yıllar arasında “Surf” sporunun dünyaya yayılmasında öncülük etmiş. Çok sevilen ve Hawaii Adaları’nın dünya ölçeğinde tanınmasına sebep olan önemli bir kişi olarak biliniyor. Heykelde, Duke’ü ayakta, elinde bir sörf tahtası ile görüyoruz.

Ertesi sabah denize girmeden olmaz diye düşündük. Otelden çıkıp caddenin karşısına geçince kumsala geliyorsunuz. Gölgelik bir saçak bulup oturduk. Ben güneşlendim, ama kızım Pasifik Okyanusu’nda yüzerek oranın zevkini çıkardı. Öğleden sonra yine aynı şekilde otobüslerle şehrin başka semtlerini görme fırsatını bulduk. Akşam yemeğimiz için turistlere özel yerli şov gösterileri yapan tipik bir Hawaii sahil lokantasına gidecektik. Diğer otellerden müşterileri toplayan otobüs bizi alıp yaklaşık 40 - 45 dakika süren bir yolculuktan sonra adanın batısında ıssız bir koya getirdi. Burada bir sahil gazinosu varmış. Etrafta palmiye ağaçları, şeker kamışı tarlası, önümüzde ise kumsal ve deniz dikkat çekiyordu. Otobüsten inince filmlerdeki gibi bize çiçeklerden yapılmış bir kolye vermediler ama deniz kabuklarından yapılmış bir kolyeyi boynumuza taktılar. Gelenek bozulmamış oldu. Şansımızdan o gün mehtap tam dolunaydı. Bahçede sahne önüne serpiştirilmiş masalar oturduk. Yemekler, müzik ve şov çok güzeldi. Kendimizi bir an sinemalarda gördüğümüz Pasifik - Hawaii Adaları havası içinde bulduk.

Dansları izlerken bir şey dikkatimi çekti. Herhalde dünya sosyal tarihi incelenirse, bütün değişik kıtalarda kadın dansçılar nedense kendilerine özgü şekilde bel kıvırıyor veya göbek atıyorlar. Kadınların estetik bir hava içinde çekiciliklerinin sırrı bu olsa gerek. Ortadoğu’daki göbek dansı ile Hawaii’deki hula dansının aynı ortak özelliğini görmek bana ilginç geldi. Sonra Çin, Japonya ve Hindistan’daki kadın dansçılarda da kıvrak ve zarif el, bel ayak hareketlerinde aynı içgüdünün etkisinin olduğunu gördüm. Seksapel ve estetik kuralları her yerde aynı.

Güzel bir akşam yemeği, yerel danslar ve müzik şovu seyrettikten sonra akşam geç vakit otelimize döndük. Dönerken yoldaki bir tepeden aşağıya baktığımızda gördüğümüz bir koy “Pearl Harbour” limanı imiş. Amerika’nın fiilen 2’nci Dünya Savaşı’na girmesine neden olan, Japonların bir hava baskını sonucu Amerikan donanmasını felç ettikleri askeri deniz üssü. Oraya da özel turlar var ama zaman kısıtlı olduğu için gidemedik. Honolulu, gezilmesi, görülmesi değer bir yer bir tatil beldesi. Ama ne yazık ki bize çok uzak.

>> Bu yazının fotoğrafları için TIKLAYINIZ.
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.