Öne Çıkanlar EGE Yapı iç anadolu Antakya Mobilyacılar Odası Başkanı Mehmet Ali Yapar Alper Derinboğaz Altın Emlak

“Dünya şehirlerinin kraliçesi” için atmış iki kalp: Sarkis Balyan ve Le Corbusier

Bu şehri Stanbul ki bî-misl ü bahâdır
Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır.
Bir gevher-i yek-pâre iki bahr arasında
Hurşîd-i cihan-tâb ile tartılsa sezadır

Nice hükümdarın sahip olma hayaliyle defalarca kapılarına dayandığı ama çok azının sahip olma şansına eriştiği İstanbul, hükümdarlar kadar şairlerin, yazarların, ressamların ve müzisyenlerin de hayallerinin başkahramanıdır. Kimi uğruna sayfalarca şiirler yazmış, kimi aşkını şarkılarla anlatmıştır. İstanbul’un bu kadar sevilmesinde, sahip olduğu doğal güzellikler kadar, farklı noktalarında yer alan mimari eserler de etkili olmuştur. Kim Ayasofya’yı görüp de yüzyıllara meydan okumasına şaşırmaz, kim Çırağan Sarayı’nda bir davette olmayı istemez, kim boğazdan geçerken karşıdaki yalılardan birinin Osmanlı zamanındaki hanımı olmayı düşlemez, kim Galata Kulesi’ni görüp de Hazârfen Ahmed Çelebi’nin nasıl uçtuğunu görmeyi hayal etmez...

Yüzyıllara meydan okuyan, dünyanın en heybetli hükümdarlarının ve yazarlarının methiyeler dizmek için yarıştığı İstanbul, Sarkis Balyan’ın isminin mimarlık tarihine altın harflerle yazılmasını sağlarken, Atatürk’ten gelen İstanbul’un mimari projesini yapma teklifini gerçi çeviren Le Corbusier’in ise hayatındaki en büyük pişmanlıklardan biri olmuştur.

Osmanlı’nın birikimiyle Avrupa’nın modern mimarisini sentezleyen yapılar

İstanbul başta olmak üzere Osmanlı topraklarında birçok önemli yapıyı inşa eden Balyanlar herhangi bir devlet kurumuna değil, direkt padişaha bağlıydılar. Balyanlar padişahın isteğiyle Avrupai yaşam tarzını simgeleyen büyük, gösterişli, bol heykelli ve havuzlu saraylar, modern mimari çizgilerle işlenmiş camiler, kışlalar, kuleler, konaklar yaptılar.

Kayseri’nin Derevenk Köyü’nden gelen Bali Kalfa’nın 1835-1899 yılları arasında yaşamış torunu olan Sarkis Baylan kardeşleri, babası, amcaları ve dedesi gibi Osmanlı’ya önemli yapılar kazandırır.

Paris’te eğitim alan Sarkis Balyan’ın; saray, cami, köşk, kışla yapımına kadar uzanan 40 yıllık mimarlık hayatı Selanik’te basit bir mermer havuz inşa etmesiyle başlar. Balyan ailesinin en meşhur mimarı olan Sarkis Balyan, 1866’da babası Garabet Balyan ölünce hassa mimarlığına tayin edilir. O andan sonra döneminin en büyük ve en aranan mimarı olur. Çünkü Sarkis Balyan son derece zarif ve sağlam binaları kısa sürede ve en az maliyetle inşa eder. Ailenin diğer üyelerine oranla Sarkis Balyan daha kompleks düşünür. Bu durumda onun çok fazla sayıda bina yapmasına olanak sağlar. Yaptığı birbirinden önemli eserlerden yaklaşık 50 tanesi günümüzde hâlâ kullanılıyor.

Sarkis Balyan’ın eserlerinden bazıları; Valide Camii, Şale Köşkü, Adile Sultan Sarayı, Şale Kasrı, Akaretler Sıra Evleri, Dolmabahçe Saat Kulesi, Beylerbeyi Sarayı, Çırağan Sarayı, Pertevniyal Valide Sultan Camii’dir.

Atatürk’ün İstanbul’u yeniden planlamasını istediği mimar: Le Corbusier

İsviçreli - Fransız mimar, mimarlık kuramcısı, şehir plancısı, ressam, heykeltıraş ve mobilya tasarımcısı Le Corbusier, yaşadığı 1887 - 1965 yılları arasında birçok yeniliğe imza atmıştır. Asıl adı Charles-Édouard Jeanneret-Gris olan Le Corbusier, hem yazdığı kitaplarla hem de mimariye getirdiği yeniliklerle çağdaşlarına örnek olur. Bir kısmı günümüze kadar gelen yeni fikirleri ile çoğu zaman tartışmalara yol açan Le Corbusier, modernizme ve uluslar arası üsluba yaptığı katkılarla tanınıyor. Le Corbusier, kariyeri boyunca Avrupa'dan, Hindistan'a Rusya'dan Amerika’ya kadar birçok noktada önemli binalar inşa etmiştir.

Le Corbusier, yenilikçi fikirleriyle Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün de dikkatini çeker. Atatürk’ün İstanbul’u yeniden planlamasını istediği Le Corbusier, bu teklifi İstanbul’un kendisini de çok etkileyen mimari yapısını bozmamak için kabul etmez. Le Corbusier ilerleyen yıllarda, “Hayatımda yaptığım en büyük hata Atatürk’e yazdığım mektuptur. Eğer ‘İstanbul’u bu dokusu ile bırakın, imar planı yapmayın bu şehir Bizans kokusunu taşımalıdır’ gibi bir gafı yapmasaydım şu an dünyanın incisi olan o şehrin imar planını ben yapıyor olacaktım” diyerek kariyerinin en önemli hatasını yapmış olduğunu itiraf eder.

Binalarda ilk kez kolonu kullanır

“Mekanı tam olarak kavrayabilen iki mimar var dünyada. Biri Mimar Sinan biri de ben” diyerek Mimar Sinan’a olan hayranlığını dile getiren Le Corbusier binalarda ilk kez kolonu kullanarak bütün mimarlık anlayışını değiştirir. Le Corbusier, o güne dek aynı zamanda taşıyıcı olan duvarları yükten kurtarır. Bu yöntem, tasarımı özgürleştirir ve yapının işlevselliğini artırır. Betonu ve tuğlayı heykeltıraş gibi kullanır; çıplak bırakmaktan korkmaz. Geleneksel, süslemeci mimarlık anlayışı yerine yalın ve işlevsel yapıları savunan Le Corbusier, kalabalık şehirlerde yaşayan insanlar için daha iyi yaşam koşulları sağlamaya, toplu konut anlayışına yeni bir boyut getirmeye çalışmıştır. Yapılarında geometrik biçimlerin öne çıktığı, teknolojiyi mimaride kullanmaktan kaçınmayan, avangart mimarinin öncüsü Le Corbusier, tarihi ve geleneği göz ardı etmeden mimarlık anlayışına çağdaş bir yorum getirir. Sadece bir mimar olarak değil, düşünür ve sanatçı olarak kabul edilen Le Corbusier, çağdaş mimarlığa yeni bir tanım getirmekle birlikte, mimarlığın sanat dalı olarak kabul görmesinin ötesinde diğer sanatlara ilham veren bir noktaya gelmesini sağlar.

Le Corbusier, mimarlık görüşünü beş temel ilkeye dayandırır. Kolonların duvarları taşıyıcı olmaktan kurtararak bütün yükü alması, yapının taşıyıcıları ve duvarların işlevsel yönden birbirinden bağımsız olması, betonarme strüktürün teknik özelliğin dışında estetik öğe olarak kullanılması, serbest cephenin bir parçası olarak yatay bant şeklinde uzanan pencerelerin iç mekânı aydınlatması, son olarak en üst katta binanın doğal çevreyle uyumunu sağlamak için çatıların teras bahçeye dönüştürülmesi. Le Corbusier tüm bu ilkeleri bilinen yapılarından Villa Savoye’de kullanır. Adeta yerden yükseltilmiş bir kutu görünümünde olan evi çevreleyen yatay pencereler, üstü açık balkon bölümünde bile kesintiye uğramaz, bu bölümün cepheleri de salon pencereleri gibi gösterilir. Küp formu çatı katında silindirik duvarlarla bozularak hareket kazanır. Binaya bakıldığında ilk olarak geometrik oran göze çarpar. İnce kolonlarla yerden koparılan ev, havada duruyormuş izlenimi verir. Bu yaklaşım, yükün kolonlara aktarılmasıyla neler yapılabileceğini gösterir.

Dünyanın farklı notlarına birçok inceleme gezisi yapan Le Corbusier’in mimari fikirlerinin oluşmasında bu geziler çok etkili olur. Le Corbusier, 1907 yılında heykeltraş René Chapalaz ile birlikte ilk inceleme gezisini gerçekleştirir. Bu gezi sırasında ziyaret edilen şehir ve bölgelerin mimarisini çizer. Kuzey İtalya'da Milano, Floransa, Galluzzo, Siena, Bologna, Padova, Venedik, daha sonra da Budapeşte ve Viyana'yı ziyaret eder. Le Corbusier, altı ay gibi bir süre Viyana'da mimar Josef Hoffmann'ın yanında kalır. Orada Adolf Loos teorileriyle de tanışır. Mart 1908'de Paris'e ilk seyahatini yapar ve orada Frantz Jourdain, Charles Plumet, Henri Sauvage ve Eugene Grasset gibi şehrin en önemli yeni mimarlarını ziyaret eder. 1909 yılı sonuna kadar 15 ay boyunca, çelik beton yapıların öncüsü olarak bilinen Auguste Perret'in bürosunda çalışır. Le Corbusier 1911 yılında, sanat tarihçisi arkadaşı Auguste Klipstein ile birlikte ikinci bir inceleme gezisine çıkar. Le Corbusier bu gezide Viyana, Budapeşte, Romanya, İstanbul, Akropol, Athos Dağı, Atina, Napoli, Pompeji, Roma ve Floransa’yı gezer. 1 Kasım 1910'dan 1 Nisan 1911'e kadar Berlin'de Peter Behrens'in atölyesinde çalışır. Muhtemelen bu sırada, o zamanlar Avrupa'da ünlü olan Frank Lloyd Wright mimarisi ile tanışır.

1914 yılında École d’Art Okulu'nda bölüm başkanı olur. Mühendis Max du Bois ile birlikte geliştirdiği, bina sistemi “Dom-ino”nun patentini alır. La Chaux-de-Fonds'daki son binası, 1916 yılında saat fabrikatörü Auguste Schwob için inşa ettiği Villa Schwob'tur. Bu ev, dıştan geleneksel cepheler ile şekillendirilmişti; fakat çelik beton yapı birçok belirleyici özelliğe sahiptir. Le Corbusier tarafından yaratılan bu özellikler, daha sonraları modern mimariyi de etkiler.

Le Corbusier, 1920 yılında Maison Citrohan için ilk planları geliştirmeye başlar. Bu ev tipi, adını otomotiv endüstrisinin işlevselliğinden, Citroën markasından almıştır. Seri üretimi, dikdörtgen yapı ve destekleyici yan duvarlar ile planlanmıştır. Yeni mimarideki beş puanın, büyük bir kısmına uymaktadır. 1922 yılında şehir plancısı olarak, ''Üç Milyon İnsan için Çağdaş Şehir'' adlı bir projede yer alır. Le Corbusier /Jeanneret 1925 yılında Paris'te, Pavillon L’Esprit Nouveau adındaki avangart tasarımı ile Uluslararası Arts Decoratifs Fuarı'ndaki Art Deco temasını vurgulayan Dekoratif Sanatlar Sergisi'nde odak noktası olur. Bu köşk, modern ve işlevsel mobilyalarla dekore edilmiştir. 

Duvarlarında, Le Corbusier, Fernand Légers, Jacques Lipchitz, Juan Gris ve Ozenfant gibi ressamlar tarafından çizilmiş pürist ve kübist resimler yer almaktadır. Binanın ön kısmında, Lipchitz tarafından yapılmış bir heykel bulunmaktadır.

Le Corbusier, Pierre Jeanneret ve tasarımcı Charlotte Perriand, Herbstsalon'da ortak mobilya tasarımlarını sergilerler. Bu tasarımlar, LC1'den LC7'ye kadar satılan ve günümüze kadar tasarlanan tasarım mobilyalardır. Bu serinin en belirgin ve en bilinen modeli, muhtemelen LC4 şezlongdur. 1947'de, New York'taki BM binası için oluşturulan Mimarlar Komisyonu üyesi olan Le Corbusier, 1940'ların başında heykeltıraşlıkla meşgul olmaya başlar. Bretonyalı marangoz ve tahta oymacısı Joseph Savina ile birlikte 1948 yılında ilk ahşap heykellerini tamamlar.

Harvard Üniversitesi Görsel Sanatlar için Carpenter Carpenter Merkezi'nin inşa edilmesi için yapılan sözleşme ünlü tasarımcıya, 1959-1962 yılları arasında Amerika'daki ilk ve tek projesini gerçekleştirme imkânı sağlar. Bu proje, Corbusier'e sorumluluk yüklemiş ve kendi adı altında yürütülmüştür.

1943 yılında Zürih Üniversitesi tarafından matematiksel yapı ilkelerinin uygulanışı adına fahri doktora unvanı veren Le Corbusier’e 1955'te ETH Zürich, 1959'da Cambridge Üniversitesi, 1961'de Columbia Üniversitesi ve 1963 yılında Cenevre Üniversitesi tarafından doktora unvanları da verildi. 1968 yılında, Amerika Mimarlar Enstitüsü'nün (AIA) Onur Üyesi olan Le Corbusier, 78 yaşında denizde yüzerken kalp krizi geçirdi ve öldü. 

Le Corbusier’in yapıtlarından bazıları; Unite d’Habitation (Fransa/Marsilya), İsviçre Öğrenci Yurdu (Fransa/Paris), Notre Dame-du-Haut Kilisesi (Fransa/Ronchamp), Carpenter Görsel Sanatlar Merkezi (ABD), Villa Savoye (Fransa), Batı Sanatları Ulusal Müzesi’ndedir (Japonya/ Tokyo).

HAZIRLAYAN: HACER ARIK GÖNÜL

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.