Öne Çıkanlar Mimarlar Odası Adana Şubesi Kids By Fatih Kıral MUSTAFA VURSAVUŞ Atila Menevşe Ortadoğu

Ülkelerini yapılandıran mimarlar: Ahmet Kemaleddin ve Ludwig Mies Van Der Rohe

Büyük medeniyetlerin içinde doğmuş olan Mimar Ahmet Kemaleddin (Mimar Kemaleddin) ve Mimar Ludwig Mies Van Der Rohe hem imparatorlukların son yıllarını hem de savaş sonrası şekillenen genç devletleri görmüş, onların yeni yapılarına imzalarını atmış. Onların arkalarında bıraktıkları eserleri hayranlıkla izleyen günümüzün genç mimarları, yeni eserlerinde bu iki ustadan ilham alıyor.

“Ulusal Mimarlık” bilinci

Tam adı Ahmet Kemaleddin olan Mimar Kemaleddin, 1870’te Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında imparatorluğun başkenti İstanbul’da doğmuş. Milli mimari akımının öncüsü kabul edilen Mimar Kemaleddin, mühendisliğe ilgi duyması nedeniyle 1887 yılında, bugünkü İstanbul Teknik Üniversitesi’nin temeli kabul edilen Hendese-i Mülkiye Mektebi’ne girmiş. 1891’de birinci olarak bitirdiği okulda asistan olarak göreve başlamış. 1895’te devlet tarafından Almanya’ya gönderilmiş ve burada Charlottenburg Teknik Okulu’nu bitirmiş. Mimar Kemaleddin yurt dışında kaldığı dönemde Budapeşte ve Viyana’da özel mimari bürolar açarak dönemin Avrupa mimarisini inceleme fırsatı bulmuş.

En verimli zamanlarını 1910 - 1927 arasında yaşamış olan Mimar Kemaleddin’in en büyük amacı, Türk mimari üslubunu yaratmakmış. II. Meşrutiyet ilan edildikten sonra (1908), Osmanlı Mimar ve Mühendis Cemiyeti’ni kuran Mimar Kemaleddin, milli mimari şuurunun oluşması için üniversitede hocalık yaptığı dönemde öğrencilerinin üstüne çok fazla eğilmiş. Dönemin Avrupa mimarisini oryantalizmle birleştirip kendine özgü bir üslup geliştirmiş. Kuvvetli cephe süslemeleri kullanan Mimar Kemaleddin’in yaptığı binalarda Avrupa akımları ve İslam unsurları göze çarpıyor.

Mimar Kemaleddin mimar olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nun geçmişteki gösterişli yaşantısına özlem duymakla birlikte bu çöküntünün nedenini, o yıllarda birçok Osmanlı aydınının yaptığı gibi, kültür yozlaşmasında aramış. Bu nedenle Batı mimarlığıyla geçmişteki Türk mimarlığını karşılaştırmak gereğini duyarak, artık günün koşullarına ters düşen bu mimarlıktan yalnızca biçimsel olarak yararlanıp yeni bir sentez oluşturmaya, ulusçuluk akımına koşut bir ulusal mimarlık anlayışı yaratmaya çalışmış.

1909’da II. Abdulhamid’in tahttan indirilmesinden sonra çağdaşlaşmaya yönelik bir atılımla, bütün devlet kurumlarında yenileştirme ve düzenleme girişimlerinin olduğu bu dönemde, Evkaf Nezareti’ne bağlı, vakıf yapılarının onarımıyla uğraşacak bir inşaat ve tamirat ser mimarlığı (müdürlüğü) kurulmuş ve başına Mimar Kemaleddin getirilmiş. Mimar Kemaleddin, ilk iş olarak yaptığı, İstanbul’un önemli eski yapılarının onarım çalışmaları onun ulusal mimarlık anlayışını geliştirmesine yardımcı olan bilgileri edinmesini sağlamış. II. Meşrutiyet boyunca (1908-18) süren bu çalışmalar arasında Sultan Ahmed, Fatih, Ayasofya, Yeni Cami gibi büyük külliyelerin yanı sıra birçok küçük cami ve mescidin de onarımında bulunmuş. Öte yandan, evkaf gelirlerini artırmak amacıyla yeni yapılar gerçekleştirmesi düşünülen nezarette, Mimar Kemaleddin’in önerilerine uygun olarak, İnşaat ve Tamirat Heyet-i Fenniyesi’nin kadroları genişletilmiş, çeşitli uzmanlık dallarından alınan teknisyenlerle örgütün büyük bir mimarlık ve inşaat bürosu biçiminde çalışması sağlanmış.

1914’te Evkaf Nezareti’ndeki görevine ek olarak İstanbul Şehremaneti Heyet-i Fenniye müşavirliğine (Belediye Fen Kurulu danışmanlığı) atanan Mimar Kemaleddin’in, bu yeni görevinde, Şehremaneti Heyet-i Fenniye müdürü olan Vedat Bey’le birlikte kenti ilgilendiren çalışmalar yapmış. 1918 Fatih yangınında evlerini yitiren dar gelirli aileler için tasarladığı, Laleli’deki Harikzedegan Apartmanları (Tayyare Apartmanları) Türkiye’deki çok katlı sosyal konut uygulamalarının ilki sayılıyor.

Ayrıca Mimar Kemaleddin, 1919’da Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın tamiri için Kudüs Müftülüğü tarafından Kudüs’e davet edilmiş. Mescid-i Aksa’nın onarımını başarıyla gerçekleştirmiş ve o dönem İngiliz Kraliyet Mimarlar Akademisi’ne şeref üyesi olarak seçilmiş.

1925’te Evkaf Müdüriyet-i Umumiyeti İnşaat ve Tamirat müdürlüğüne atanan Mimar Kemaleddin, bundan sonra Ankara Palas’ın tamamlanması için çalışmalarını sürdürürken, başkentte gerçekleştirilmesi düşünülen bir genel kütüphane, Gazi Çiftliği için Atatürk’ün parasıyla yaptırılacak bir çiftlik evi ve Vakıflar’ca yaptırılacak yeni konutlar üzerinde de çalışmış. Bu konutların bir bölümü Ankara Palas’ın alt tarafında gerçekleştirilmişlerse de, kütüphane ve çiftlik evinin yapımından vazgeçilmiş.

Mimar Kemaleddin, 1926 yılı içinde Evkaf Müdüriyet-i Umumiyesi’ndeki görevi gereğince çeşitli vakıf evleri, iki vakıf hanı, Yenişehir'de, ölümünden sonra kendi adının verildiği bir ilkokul yapmış. Ayrıca Atatürk’ün isteği üzerine, Çankaya’da yapılmak üzere, çağdaş gereksinimlere yanıt verebilecek nitelikte bir cami tasarlamış. Nafia Vekâleti adına da, Ankara Garı yanında yapılması düşünülen Devlet Demiryolları Umum Müdürlüğü Binası’nın tasarımına başlamış. 1927’de Maarif Vekâleti adına tasarladığı Gazi İlk ve Orta Muallim Mektebi aynı yıllarda kentin biçimlenmesinde etkin olmaya başlayan uluslararası üslup nedeniyle yoğun eleştirilere yol açmış. Mimarın ölümünden sonra, 1930’da tamamlanan bu yapı ile I. Ulusal Mimarlık dönemi kapanmış, bundan sonraysa, donemin Türk mimarlığına yurt dışından gelen yabancı mimarlık hocalarının etkisinde uluslararası bir biçimleme anlayışı egemen olmuş.

Verdiği çok sayıda eserin yanında modern Türk mimarlığının simge ismi haline gelmiş olan Mimar Kemaleddin, Ankara’da 13 Temmuz 1927 tarihinde beyin kanamasından vefat etmiş. Mezarı İstanbul Beyazıt Camii haziresinde olup 2007 tarihinde yeniden düzenlenerek mimar anısına bir de anıt eklendi. 2009 yılında tedavüle giren Yeni 20 Türk Lirası üzerinde de resmi bulunuyor.
 
Önemli eserleri arasında Hürriyet-i Ebedi Tepesindeki Şehitler Anıtı, Bostancı, Bakırköy, Yeşilköy, Beyoğlu Kemer Hatun ve Bebek camileri, Rıfat Ilgaz'ın ölümsüz eseri, “Hababam Sınıfı” serisinin bazı kısımlarının da çekildiği Camlıca Kız Lisesi, Filibe ve Edirne gar binaları, Ankara’da Mimar Kemal Okulu, Gazi Eğitim Enstitüsü, Türk Ocağı binası, günümüzde Ankara Devlet Tiyatrosu'nun merkezi olan bir dönem Orhan Veli Kanık ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın da kaldığı Ankara Evkaf Apartmanı, Gazi Osman Paşa Turbesi, Mimar Vedat Tek'le beraber tasarladığı Ankara Palas Konukevi var.

“Az çoktur”

Yaşamına 1886 yılında Almanya’nın Aachen şehrinde başlayan Ludwig Mies Van Der Rohe, calışma hayatı boyunca daima abartıdan uzak duran, “az çoktur” ilkesiyle eserler veren bir mimar.

Mies, 1900-1902 arasında Aachen Ticaret Okulu’nda eğitim görürken bir yandan da taş ustası olan babasının yanında çalışmış, 1904’e kadar bir atölyede alçı bezeme işleri yapmış. 1905’te Berlin’e yerleşmiş, burada da önce ahşap yapılar yapan bir mimarın, sonra mimar ve mobilya tasarımcısı Bruno Paul’un yanında çalışmış. 1908’de de Behrens’in bürosuna girmiş. Gropius ve Le Corbusier ile de tanıştığı bu büroda 1911’e kadar çalışmış. Ardından kendi bürosunu açmış. 1912’de Hollanda’ya giden Mies, 1914 - 18 yılları arasında I. Dünya Savaşı’na katılmış, savaş sonrası yeniden Berlin’e dönmüş. Savaş sonrasında Kasım Grubu (Novembergruppe) adlı çağdaş sanatçılar topluluğuna katılmış ve 1925’e kadar bu grubun mimarlık sergilerini yönetmiş. 1926’dan 1932’ye kadar Alman Werkbund’unun ikinci başkanlığını yapmış. 1930’da Dessau’daki Bauhaus’un yöneticiliğine getirilmiş ancak Nazi Partisi’nin baskılarıyla okulu 1932’de Berlin’e taşımış, ertesi yıl da okulu kapatmış.

1920’lerde Berlin avangart (avant-garde) çemberinin içinde aktif rol alan Mies, Hans Richter, El Lissitzky, Theo van Doesburg gibi modern sanatı savunmuş. Mies 1927’de Werkbund etkinlikleri kapsamında Stuttgart’ta gerçekleştirilen ve pek çok mimarın katıldığı “Weissenhofsiedlung” adlı konut yerleşmesinin yürütücülüğünü yapmış.

1929 Barselona Dünya Sergisi için tasarladığı Alman Pavyonu, başyapıtlarından biri sayılıyor.

Uluslararası üslubun en önemli örneklerinden sayılan bu yapıda taşıyıcı ve bölücü yapı egeleri birbirlerinden ayrı ve bağımsız bir düzenleme içinde yer alıyor. Pavyonun düz çatısı artı biçimindeki krom kaplı ince çelik taşıyıcılar tarafından taşınıyor. Aralarına işlevleri yalnızca bölmek olan kimi tavana kadar bile yükselmeyen ince duvarlar yerleştirilmiş. Bu yolla Mies, yepyeni bir mekân düzeni gerçekleştirmiş. Taşıyıcılardan bağımsız olan bölme duvarlarıyla yapının çatısı altında tek bir bütün oluşturan, birinden ötekine akarak geçen bir mekânlar dizisi yaratmış. Daha sonra yaptığı Tugendhat Evi, kare ve dikdörtgen biçimlerin egemen olduğu bir yapı olarak öne çıkıyor. Oturma bölümlerinde gerçekleştirilen sürekli ve akıcı mekânlar, krom kaplı serbest çelik taşıyıcılar, onlardan bağımsız bölme duvarları bu evde de görülüyor.

Mies’in 1930’larda ekonomik ve politik değişiklikler yüzünden çoğu binası inşa edilememiş ve Mies, Stanley Resor’un daveti üzerine 1938’de Amerika’ya taşınmaya karar vermiş. 1938 – 1958 yılları arasında Mies, ITT Mimarlık Fakültesi’nin yöneticiliğini yapmış. Mies, burada bir yandan eğitim çalışmalarını sürdürürken pek çok yapının tasarım ve uygulamasını da yapmış. 1940’larda kampusun yeni tasarımını yapması istenmiş ve o, çelik - cam tarzıyla çalışmalar yapmaya başlamış.

1944’te o zamana kadar yapılmış en minimalist (less is more) evi Farnsworth House’u Şikago’da tasarlamış. Tamamen camdan yapılmış Farnsworth House, 8 ayak üzerinde duran, bölümlere ayrılmış tek bir odadan oluşuyor.

Mies 1950’den sonra “cam gökdelen” üzerine çalışmalar yapmış. 1951’de Twin Towers Şikago’da inşa edilmiş. Ludwig Mies Van Der Rohe, daha sonraları da benzer binaların yapımlarını sürdürmüş. New York’da bulunan Seagram Building bu serinin en önemli binası olarak kabul edilebiliyor.

Ludwig Mies Van Der Rohe’ye göre işlev – biçim uyumu ancak belli bir süre için geçerlidir. İşlevlerin değişmesiyle bu uyum da ortadan kalkıyor. Bu nedenle bir yapı çeşitli işlevleri barındırabilecek bir biçim içinde tasarlanmalıdır. IIT’nin mimarlık okulu Crown Hall bu düşüncelerini uyguladığı bir yapı. Tek bir mekândan oluşan yapı, çelik iskelet taşıyıcılarıyla, hafif ve hareketli bölme duvarlarıyla gereken işlevlere göre bölünebilme olanağına sahip.

Mies, 1958’de Johnson ile tasarladığı, Seagram Gökdeleni’nde ise başka bir ilkesini uygulamış. Yapının yüzüne yerleştirdiği profillerle taşıyıcı strüktürü dışa yansıtmış. Yapının içinden gelen dinamizmi duyarlı bir bicim ögesi olarak kullanmış.

Mies Van Der Rohe yapılarında kare, dikdörtgen ve bunların türevi olan prizmalardan yola cıkmış, her işlevi en iyi karşılayacağını düşündüğü bu biçimlerin çeşitlemelerini araştırmış. Yöresel nitelikler taşımayan yapıları çoğu kez yerel -yöresel biçimlerden yola çıkan mimarlar tarafından uluslararası özelikleri nedeniyle eleştirilmiş. Mobilya tasarımları da yapmış olan Mies Van Der Rohe, yapıyı bir bütün olarak görüp, en küçük ayrıntılarına kadar üstünde dururmuş.

Mies’nin yaklaşık 200 projesi var. Modernizmin babası olarak da kabul edilen Mies, eserlerinde her zaman sadeliğe vurgu yapmış. “less is more” yani “az çoktur” fikrini ortaya atan Mies, hiçbir zaman gerekenden fazlasını yapmamış, olabildiğince en azı kullanarak en fazlayı sağlamaya çalışmış.

Mies, 1962’de New Art Gallery’nin tasarımını yapması istendiğinde kariyerinin doruk noktasındaymış. Fakat Mies, galerinin açılışını göremeden 17 Ağustos 1969’da yaşamını yitirmiş.

Pek çok tasarımcının ilkelerinden yola çıkarak kendi özgün üslubuna ulaştığı Mies Van Der Rohe’un eserleri arasında, Barselona (ya da Alman) Pavyonu, Fransworth Evi, Twin Towers, Federal Centre bulunuyor. Başarılı mimarın en minimalist yapısı Farnsworth evi olarak öne çıkıyor.
 

HAZIRLAYAN: HACER GÖNÜL

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.