Öne Çıkanlar diksiyon rsg Grohe Confetti Serkan Sevim

Mimarlar, Adana’nın kültürel mirasına koruma istiyor

Başta Adana olmak üzere tüm Çukurova’ya ait olan binlerce tarihi eserin yarım asra yakın süredir sergilendiği Adana Arkeoloji Müzesi binası, içerisindeki söz konusu eserlerin Adana Müze Kompleksi’ne taşınmasıyla yıkım tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Adana Büyükşehir Belediyesi yetkililerinin, hala içerisinde ve bahçesinde ambalajlanmış şekilde bazı tarihi eserlerin bulunduğu binanın, trafiği rahatlatmak amacıyla yıkılması için Adana Valiliği’ne resmi başvuruda bulunması, kentte gündem oluşturdu.

Kentin kültürel mirası olan müze binasının yıkılmak istendiğini öğrenen Mimarlar Odası Adana Şubesi üyesi Güniz Baykam, konuyu sosyal medya hesabından meslektaşlarına ve kamuoyuna duyurarak tepki gösterdi. Baykam’a, Seyhan Belediyesi KUDEB Müdürü Mimar Murat Ulaş ve Mimar Zeynep Çavuşoğlu da destek verdi.

Mimarlar Odası Adana Şubesi, binanın tescilini istedi

Kentin kültür varlığının korunması konusunda yaptıkları girişime olumlu tepkiler alan mimarlara, en anlamlı destek ise üyesi oldukları Mimarlar Odası Adana Şubesi yöneticilerinden geldi. Konuyu sahiplenen oda yöneticileri, Güniz Baykam, Murat Ulaş, Zeynep Çavuşoğlu ve Çukurova Üniversitesi Mühendislik Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fazilet Duygu Saban’ın da desteğiyle müze binasının neden tescil edilmesi gerektiğine ilişkin hazırlanan raporu, Adana Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu Müdürlüğü’ne sundu. Raporda şu ifadelere yer verildi:

“Adana Arkeoloji Müzesi binası, 1971 yılı öncesinde müzeler müdürlüğü o tarihte bağlı olduğu Milli Eğitim Bakanlığı mimarları tarafından müze binası olarak tasarlanmış bir projedir. Her ne kadar tip proje olduğu söylense de Milli Eğitim Bakanlığı mimarı İhsan Kıygı tarafından tasarlanan ve içlerinde Yalvaç, Alanya, Erzurum, Gaziantep, Kayseri, Sinop, Edirne olmak üzere 7 adet müze binasının hiçbirisi, Adana Arkeoloji Müzesi binası ile benzerlik göstermemekte olup, yapılan araştırmalarda başka benzeri bir yapıya rastlanmamıştır. Dolayısıyla bu yapı, bir tip proje değildir.

Binanın önceki yıllarda kültür varlığı niteliği taşımadığı gerekçesiyle tescillenmemiş, gerekçe olarak da yakın zamanda inşa edilmiş olması ve mimari olarak özgün nitelik taşımaması şeklinde bir ifade kullanılmıştır. Oysa Adana’da müze geleneği, Türkiye’nin birçok ilinden önce, 1924 yılında başlamıştır. 1972 yılında şimdiki binasına taşınan binanın mimari projesinde, oda üyemiz merhum Ulvi Özdemir tarafından da Adana iklimine uygun olarak cephelerinde revizyon çalışmaları yapılmıştır.

Yönetmelikte, bir taşınmazın sanat, mimari, tarihi, estetik, mahalli, dekoratif, simgesel, belgesel, işlevsel, maddi, hatıra, izlenim, özgünlük, teklik, nadirlik, homojenlik ve onarılabilirlik değerlerinin yanı sıra, yapısal durum, malzeme, yapım tekniği, biçim bakımından özellik göstermesi, kent ve çevre kimliğine ve dokusuna katkıda bulunması, yöresel yaşam biçimini yansıtması gibi hükümlerden bahsedilmektedir. Bu kıstasların tümünü bünyesinde barındıran Adana Arkeoloji Müzesi kent kimliğinde yer etmiş somut olmayan kültürel mirasımızdır. Aynı zamanda bu bina Adana’nın kent belleğinde "Müze Kavşağı" deyiminin yerleşmesine de neden olmuştur. Bir süredir Adana kamuoyunda yine yol genişletme çalışmaları nedeniyle bu yapının yıkılması yönünde bazı çalışmaların olduğu konuşulmaktadır. Uzun vadede öngörülmeden yapılan alt yapı faaliyetlerinin kurbanı, korkarız ki yine müze binası olacak gibi görünmektedir.

Arkeoloji müzesi binası, mimari özellikleri açısından şeffaf bir giriş mekanına takılan 3 kütleden oluşan yapı giriş holü, bu holden bağımsız olarak yukarı çıkan şık bir dairesel merdiveni, sergileme, konferans salonu, idari bağlantılarındaki kompozisyonu ve cephesindeki dolu düz yüzeyler, kafes ve şeffaf yüzeyleri, zemin katta yer yer geri çekilen arkatları, iç ve dış sergileme alanları ile dönem mimarisini yansıtmaktadır. Adana’nın yakın geçmişinde önemli bir yer tutan yapının kent belleğindeki yeri ve işlevi ile mimari dönem özellikleri nedeniyle korunması ve bu amaçla yapının sergi ve eğitim gibi kültürel kullanıma açık olması gerekliliği göz önünde tutularak tescil edilmesi gerekir.”

“Arkeoloji müzesi binasının yıkılmak istenmesi feci bir durum”

HOME&OFFICE CONCEPT dergisinin sorularını yanıtlayan Mimar Güniz Baykam, trafiği rahatlatma gerekçesiyle kültürel bir mirasın yıkılmak istenmesine anlam veremediklerini belirterek, kentte her kavşağın iki yılda bir yeniden düzenlemesinin anlaşılamadığını söyledi.

Adana’da trafiğin düzenlenmesi için Kemeraltı Cami Külliyesi’nin yıkılması ve Atilla Altıkat Köprüsü’nün yapımının kendi tarihindeki -ilk ve son- 2 kötü örnek olduğunu anlatan Baykam, “Bir gecede kuyumcular ve kunduracılar arastası olan Kemeraltı Cami’nin külliyesi yıkıldı. Osmanlı’nın hayran olunacak bir vakıf, külliye anlayışı vardı. 10 birim alana cami yapılacak ise bunun 9 birim alanı bir mahallenin çekirdek donatısını oluşturacak, ilk - orta okullar, hastane, aşevi, konukevi, bedesten gibi yapıların toplamı olan külliye oluştururdu. Külliye yapımındaki amaç, o  bölgeye yetecek servis alanları götürmek ve kimi dükkanların kira geliri ile de caminin bakım ve onarım giderlerini karşılamaktı. Günümüzde bu yerleri vakıflar müdürlüğü kiraya verir. Külliyeyi yıkmak, bir insanın başının bırakılarak vücudunun ayrılması, leyleğin gagasının ve ayaklarının kesilerek kuşa benzetilmeye çalışılmasına benzer. Kaportacılar köprüsü diye isim taktığımız, rampasında trafik ışığı olan Atilla Altıkat Köprüsü de binlerce lira harcanarak yapıldı ve aradan geçensürede tıpkı bilimsel ölçütlerle anlattığımız gibi, o köprünün feci bir şey olduğu anlaşılınca yine binlerce lira harcanarak yıkıldı. Bunlar 2 kötü örnek. Bu ikisi de trafiği rahatlatmak adına yapılan işlerdi. Trafik rahatladı mı? Hayır. Adana Arkeoloji Müzesi binasının yıkılmak istenmesi de böyle feci bir durum. Trafik rahatlasın düşüncesiyle müze binasının yıkılmasını isteyeceksiniz, bu binanın hemen yanı başındaki dar yolda yapılan otobüs durağını görmeyeceksiniz. Böyle bir şey olmaz” dedi.

Güniz Baykam, arkeoloji müzesi binasının yıkılmaması için ciddi bir kamuoyu oluşturduklarını ifade ederek, şöyle konuştu:

“Seyhan Belediyesi KUDEB Müdürü Mimar Murat Ulaş, zaman geçirmeden burayla ilgili dosya hazırlama önerisinde bulundu. Bu çalışmayı kısa sürede tamamladık. Ciddi anlamda olumlu tepkiler alırken, binanın çirkin ve tarihi olmadığını iddia edenler de oldu. Henüz bugün bitmiş bir bina bile çağını doğru söylüyor ve mimari özelliği var ise koruma altına alınabilir. Milattan önceye ait olması gerekmiyor. Çağını iyi anlatan, malzemesi, mimari üslubu, detayları ve mekân kompozisyonları doğru düzgün yapılmış bir eser dün tamamlanmış bile olsa, bugün tescil edilebilir. Binaların korunmasıyla ilgili karar verebilecek uzman otoriterler, kurumlar bulunuyor. O kurum veya kurumlar ‘Evet burası çok kayda değer bina’ dedikten sonra, diğerlerine susmak düşer. Bir binanın güzel ve çirkin olduğuna herhangi birisi karar veremez, bu uzman kişi ve kurumların sorumluluğudur. Merkez olduğu iddia edilen parkta gezdikten sonra o binada bir resim, bir heykel sergisi görülemez mi? O bina bu parkın bir tamamlayıcı unsuru olamaz mı? Kentsel kültüre sahip insanların o parka gitmesi için gerekli işlevler yok. Orada bu işlevlerin neler olacağını ülkemizden ve dünyadan örnekler vererek odamızın dergisi olan Güney Mimarlık’ta da anlattık. Merak edilirse ciddi bir arşiv kaynağı oluşturduk. Bu gelişmelerin ardından Adana Valimiz Mahmut Demirtaş’ın, Adana Büyükşehir Belediyesi’nin müze binasının yıkımı için istediği izini onaylamadığı ve o binanın ne şekilde kullanılacağına dair bir komisyon oluşturacağı bilgisi de aldık. Bu sevindirici bir gelişme.”

Baykam, gençlere neyin örnek alınacağının iyi anlatılması gerektiğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Binalar, sokaklar ve caddeler insanları şekillendirir. İyisi yapılmalı ki insanlar iyi şekillensin. İyi insan yetiştirmek istiyorsanız, iyi bir şehir ve iyi bir yapı yapmanız gerekir. Bizim meslek kişileri olarak adam gibi mekânlar yapmamız ve insanlarımızın saygısını kazanmamız lazım. Yapı, bir insanın, bir toplumun toplam kültür özetidir. Şehirlerdeki kaldırımın yüksekliğine bakarak, o ülkenin ne kadar gelişmiş ya da gelişmemiş olduğunu görürsünüz. Mimarlık bir kültürdür, kültür ise bir birikimdir: yıkım değil. Mimar Sinan, çağının en büyük yöneticisi ile aynı dönemde olduğu için Mimar Sinan oldu. Başka bir dönemde yaşasaydı Mimar Sinan olabilir miydi? Kuşkuluyum.. Kanuni’nin dünya vizyonu var. Fatih’in de. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fethinde hiçbir şeyin yıkılmamasını istiyor ve o kültürün devamlılığını sağlıyor: son verdiği Roma’nın.. Bize bu medeniyette, bu öngörüde ve bu kültürdeki insanlar lazım. Demek ki müzenin olduğu kavşakta ve çevresinde sağlıklı düzenlenme yapılamamış. İkide bir revize ediliyor olması bu gerekçe ile. İyi bir iş yap, 100 sene dursun. Köklerimizi ellememek lazım, tüm yeni değerleri  ancak bu köklerin üzerine inşa edebiliriz. Geleneği muhafaza edemezsek, yeni ve özgün yapılar yapamayız. Eskisi olmayanın yenisi olmaz. Güzel yapılmış, çağını doğru söyleyen binalarımızı bağrımıza basmalı, onların söylediklerini öğrenmeliyiz. Seyhan Nehri ve Merkez Park olarak adlandırılan yeşil alana ruh üfleyecek yapı taşlarından birisi, o eski Arkeoloji Müzesi binasıdır. Parka servis verecek, oldukça eksik olan birçok işlevi kamu yararına tamamlayabilir. Kentin elinden bu fırsatı almamak lazım. Böylece ‘merkez’ olduğu iddia edilen park, yeşillik olmaktan çıkıp, gerçek bir park olmaya doğru yürüyebilir.”
 

HAZIRLAYAN: ALİ GÜRELİ

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.