–    Napan, nerden gelin?
–    Bandabulyadan gelirim. Ama bakarım bakarım görmem hiçbir şey. Geçerikan seni gördüm.




Çok samimi söylüyorum ki bayılıyorum Kıbrıs Türkçesine. Özünde, özbeöz Taşeli Bölgesi Türkçesi konuşulan ağız yani bizim Anamur - Alanya ağzı ama Rumca’nın etkisi dili müzikal hale getirmiş, bu da dinlerken, konuşurken keyiflendiriyor insanı.

Yeni yıl yazısında; bu yıl tek tek bölgemizi yazacağım demiştim. Gaziantep’i, Mersin’i, Hatay’ı, Kahramanmaraş’ı, Adana’yı hatta Antalya’yı yazacağım demiştim bakarız belki bu seriye Burdur’u, Isparta’yı da ekler bir Akdeniz Bölgesi yılı yaparız bu yıl. İşte serinin ilk yazısı Kıbrıs. Yavruvatan Kıbrıs’ı anlatmaya çalışacağım bu sayıda.

Çok farklı nedenlerle, çok defa gittim Kıbrıs’a. En keyiflilerinden birisi Haluk Abi (Haluk Uygur) ile yaptığımız seyahatti. O gezide Kıbrıs’ın yakın tarihinde çok önemli bir yeri olan Haluk Abi’nin kayınpederi ve eşi Hanife Abla’nın babası öğretmen, yazar, düşün adamı rahmetli Esat Faik Muhtaroğlu’nu tanımak onurunu yaşadım. Ondan Milli Mukavemet dönemlerini, savaşları, mücadeleleri dinledim ilk ağızdan. Ne zorluklar yaşandığını, bir avuç vatan toprağını korumak için insanların hayatlarını nasıl hiçe saydıklarını, kendilerini feda ettiklerini dinledim. Allah rahmet eylesin, Esat Hocam 2013’te vefat ettiğinde Kıbrıs önemli değerlerinden birini de kaybetmiş oldu.

Kıbrıs; Akdeniz’in üçüncü büyük adası ancak bulunduğu stratejik nokta sebebi ile zannederim Akdeniz’in en önemli noktası. Düşünsenize; kuzeyinde Türkiye, doğusunda; Suriye, İsrail, Lübnan, güneyinde Mısır, kuzeybatısında Yunanistan yer alıyor. Bırakın topla tüfekle ateş etmeyi neredeyse Kıbrıs’tan taş atsan Suriye’ye, İsrail’e yetiştirirsin. Bir anlamda Türkiye; dünyanın en büyük uçak gemisine sahip Türkiye’nin en büyük güvencesi Kıbrıs’ın varlığı ve Kıbrıs’ta Türklerin varlığı. Savaş,politika hiç sevmediğim konular. Ben doktorum, gezginim, lezzet düşkünüyüm ancak yine de dosta düşmana da Kıbrıs’ın önemini bir parça olsun anlatmak vatandaşlık görevimiz.

Önce biraz tarih anlatmak lazım…

Kıbrıs’taki arkeolojik bulgulara göre Kıbrıs’a ilk insan yerleşiminin MÖ 10000 yıllarında olduğu tahmin edilmekteymiş. İlk yerleşen toplulukların Anadolu’dan göç eden topluluklar olduğu daha sonra MÖ 7000 yıllarında da Lübnan’dan, Filistin’den, Suriye’den insanların yerleştikleri düşünülüyor.



MÖ 1500’e kadar tamamen bağımsız yaşayan Kıbrıs halkı bu dönemde, önce Mısırlıların, sonra Hititlilerin sonra tekrar Mısırlıların, Asurluların, Perslerin, Yunanlıların, tekrar Mısırlıların en son Romalıların hakimiyetine girip MÖ 22 yılında Roma’nın senatolu eyaletlerinden birisi olarak siyasal yaşamını sürdürmüş. Sonrasında Araplar ile Bizanslılar arasında gidip gelen Kıbrıs, en sonunda Memlüklüler tarafından Venediklilere satılarak evet evet satılarak yepyeni bir döneme girmiş. Venedikliler asker ve tüccar tabii Kıbrıs kelepir ada kaçırmamışlar. Tarih 1400’lerin sonunu gösteriyor bu an. 1571’de Osmanlılar, adayı fethediyor ve yönetmeye başlıyor ama yaklaşık 300 yıl sonra 1878’de bu defa İngilizlere kiralanıyor ada. İngilizler kiralık oturdukları adayı 1. Dünya Savaşı sonrası ilhak edip tamamen ele geçiriyor.

Sonrası daha da karışık Kıbrıs tarihinin... Tarihinde 2 kere satılmış olan Kıbrıs’ın makus tarihi değişmiyor bugün hâlâ satmak isteyenlerle, namusuna sahip çıkmak isteyenler arasında çekişmelere, pazarlıklara, savaşlara sebep olup gidiyor. Kıbrıs gerçek anlamıyla hâlâ ortada…

Kıbrıslılar; Kıbrıs’a sahip çıkmak… Hür ve bağımsız yaşamanın mücadelesini veriyorlar ama Kıbrıs üzerine pazarlık yapanlar çok güçlü belki de masada en cılız ses, en sahipsiz ses Kıbrıslıların sesi olarak kalıyor…

Neyse yine haddimi aşıp politika konularına girdim. Aslında amacım bu değildi... Amacım size Kıbrıs tarihini anlatıp Kıbrıs’ı gezerken göreceğiniz her döneme ait farklı kültürlere ait değerleri doğru değerlendirebilmenizdi. Ama biraz mevzu karıştı o noktada. Neyse biz dönelim esas konumuza yani Kıbrıs’ı gezmeye. Hoş, Kıbrıs’ı gezerken yine sıklıkla siyasal tarih girecek devreye çünkü Kıbrıs ve dünya siyaseti birbiri ile iç içe olmuş her zaman.

O zaman gezmeye hazırlanalım öncelikle…

Kıbrıs; en rahat seyahat edebileceğiniz yurt dışı destinasyonlarından biri, zira Kıbrıs’a seyahat için ne pasaport ne de vize gerekiyor. Koyun nüfus cüzdanınızı cebinize gidin Kıbrıs’a. Hatta pasaport varsa da kullanmayın derim, çünkü pasaport ile çıkışlarda 15 TL yurt dışı çıkış harcı ödemek durumundasınız. Oysa nüfus cüzdanı ile çıkış yaparsanız para ödemiyorsunuz. Ayrıca pasaportunuzda KKTC giriş mührünün olması daha sonra başta Avrupa Ülkeleri ve ABD olmak üzere birçok ülkeye vize başvurunuzda ciddi sorun yaratıp vize talebinizin reddine neden olabilir. Nasıl giderim derseniz? Nasıl isterseniz öyle… İster uçakla, ister denizyoluyla feribotla, ister arabalı  vapurla arabanızla... Türkiye’deki tüm uçak şirketlerinin her gün Kıbrıs’a birkaç uçuşu birden var. Sadece İstanbul’dan değil; Ankara’dan, İzmir’den, Adana’dan da doğrudan uçuşlar var Kıbrıs’a.



Kıbrıs’ta yabancılık da çekmezsiniz üstelik; Türk Lirası kullanır, Türkçe konuşur, ehliyetinizle araba kullanabilirsiniz… Yani vatandaş, Kıbrıs’a gitmek farz bu vatanda yaşayan herkese... Öyle biz anavatanız, Kıbrıs da yavruvatan demekle olmuyor. Her ana gibi sahip çıkacaksın yavruna. Bu arada araba kullanımı ile ilgili önemli bir ayrıntı vereyim. Kıbrıs’ta trafik soldan akıyor ve Kıbrıs’taki arabaların direksiyonları sağda. Başlangıçta zor gelse de biraz kullandıktan sonra alışıyor insan. Benzinin Türkiye’ye göre çok ucuz olması ve otopark ücreti diye bir ücret kaleminin olmaması araba kiralamayı veya arabayla seyahat etmeyi cazip kılıyor.

Madem her şey tamam gezmeye başlayalım o zaman

Kıbrıs denilince akla ilk önce; kumar, özel üniversite, tüp bebek, içki, askerlik geliyor. Oysa Kıbrıs bunların çok ötesinde. Yazının başında uzun uzadıya anlatmaya çalıştım tarihi MÖ 10000 yılına kadar giden ve onlarca farklı medeniyetin hüküm sürdüğü toplardan birisi Kıbrıs. Doğal olarak tarih boyunca yaşadığı tüm bu değişimlerin izleri taşıyor her yerinde. Öte yandan uygun iklimi yılın 300 günü pırıl pırıl tertemiz denizine girme fırsatı tanıyor ziyaretçilerine. O kadar çok ve farklı olanak, gezilmesi gereken yer var ki benim gibi bir gezgin yazara ciddi zorluk yaşatıyor.

Kıbrıs gezisi için en az bir hafta ayırmanızı tavsiye ederim. Bunun 4 - 5 gününü gezmek kalanını ise denize girmek ve gece hayatına katılmak için planlamalısınız. İşi biraz kolaylaştırmak için Kıbrıs’ta mutlaka gezmeniz gereken 20 yeri sıralamaya çalışayım. Ancak peşinen belirtiyorum ki bu benim kişisel sıralamam, sonradan şurası eksik kalmış falan demeyin lütfen zira en başta da dediğim gibi gezmeniz gereken yer sayısı çok fazla.

1 - Surlariçi / Lefkoşa:

Lefkoşa kenti, haritaya bakıldığında, Kıbrıs’ın hemen hemen ortasında yer alıyor.

Bizim “Lefkoşa”, Kıbrıslı Rumların “Lefkosia” de-dikleri bu kent düz bir alanda kurulu ve tarihsel dokusunda birçok medeniyetin, kültürün, dinin izlerini taşıyor. Ta antik çağlardan başlayarak, tarih boyunca; feodal beylerin, düklerin, kralların, lordların, soyluların, baronların, şövalyelerin, vali paşaların, beylerbeyinin hüküm sürdüğü bir kentti Lefkoşa…

Dünyanın bölünmüş son başkenti olan Lefkoşa’nın ilk yerleşim yeri çember şeklinde surların içinde. Surlariçi’ndeki çok sayıdaki tarihi yapı ve daracık sokakların arasında canlı bir şehrin havası kesin görülmesi gereken yerlerden biri yapıyor burayı. Lefkoşa’nın surlariçi bölümüne, üç kapıdan girilirdi: Girne Kapısı, Baf Kapısı, Mağusa Kapısı… Surlariçi’nin en önemli yerleşim mekânlarından bazıları; Yenicami, Arabahmet, Samanbahça, Kafesli, Haydarpaşa, Arasta, Asmaaltı. Kent insanının sebze, meyve, et ve her türlü ihtiyacını karşıladığı Bandabuliya ile eskiden köy otobüslerinin park ettiği hanlar da dikkat çeken yapılardan.



Derviş Paşa Konağı, 19’uncu yüzyıl başlarında inşa edilmiş, 2 katlı bir konak. Bugün Etnoğrafya Müzesi olarak kullanılıyor. Osmanlı - Türk mimarisin en tipik örneklerinden biri… Saçaklı Ev, Selimiye Camisi’nin güney doğusunda. Geçmişi Orta Çağ’a dayanıyor. Günümüzde sergi mekânı olarak kullanılıyor. Surlariçi, tarihsel yapılar bakımından bir kültür hazinesi. Günümüzde hâlâ varlığını koruyan birçok binada, birkaç uygarlığın izlerini görmek olası…

2-Büyük Han / Lefkoşa

1572 yılında Kıbrıs’ın ilk Osmanlı Valisi olan Muzaffer Paşa tarafından inşa ettirilen han, Kıbrıs’ın en büyük hanlarından birisi. Birbirine benzeyen 68 dikdörtgen şeklinde odadan oluşan, ortasında küçük bir cami bulunan Büyük Han, Anadolu’da bulunan Osmanlı devri çarşı içi iş merkezleri yapısında.
Birleşik Krallık hâkimiyetinde ilk olarak hapishane, daha sonra ise fakirler için barınak olarak kullanılmış. Günümüzde, ziyaretçilerin ilgisini çeken Kıbrıs’a özgü her türlü antika, elişi ve diğer sanat ürünlerini satan dükkanlara da ev sahipliği yapan Büyük Han, turist enformasyon merkezi olarak da kullanılıyor. Ufak çaplı gösterilerin ve kültürel aktivitelerin de yapıldığı handa, otantik bir Türk kahvesi ve yerel mutfağın seçkin ve taze örneklerini sunan bir restoran bulunuyor. Eğer senede bir yapılan festivale denk gelirseniz çok şanslısınız.

3 - Selimiye Cami / Lefkoşa

Selimiye Camii ya da önceki adıyla St. Sophia Katedrali, Lüzinyanlar adaya hakim olduktan sonra (1192), Lefkoşa’nın merkezinde bir Latin katedrali inşasına gerek duymaları sonucu, Paris’teki Notre Dame Katedrali’nin bir benzerini inşa etme kararı almalarıyla kurulmuş. Gotik mimari anlayışına uygun inşa edilen katedral, 1326 yılında ibadete açılmış. Lüzinyanların baş katedrali olduğu için Lüzinyan kralları Kıbrıs kralı tacını burada giyerlermiş. Osmanlı, adayı fethiyle birlikte (1571) yapıyı camiye çevirmiş. 1954 yılında Padişah II. Selim’in adından dolayı Selimiye Camii adını almış.

4 - Barbarlık Müzesi / Lefkoşa

Barbarlık Müzesi, iç savaşın başlangıç yıllarında 24 Aralık 1963’te Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı Doktoru Binbaşı Dr. Nihat İlhan’ın eşi Mürüvvet çocukları Murat, Kutsi Hakan ve ev sahibeleri Feride Gudum’un katledildiği ev. Bu tarihte “Ethniki Organosis Kyprion Agoniston” adlı grubun Rum üyeleri tarafından büyük bir katliam yapılmış. Yaşanan katliama yönelik kurulan müze, Kıbrıs’ın  önemli yapıtları arasında yer alıyor. Kıbrıs’a giden yerli turistlerin katıldıkları turlar arasında, Mavi Köşk ve Barbarlık Müzesi mutlaka yer alıyor. Dışarıdan herhangi bir ev gibi görünen, içine girildiğinde yürekleri yakıp kavuran bir müze, Barbarlık Müzesi. En sağduyulu insan bile böyle bir şeyin olabildiğine inanmak istemez. Evin içerisinde yer alan kurşun izleri saymakla bitmez, sizleri o ana götürüp soluklarınızı tutarak okuyacağınız hikayeler var duvarlarda. İçinde dolaşırken konuşmakta zorlandığınız, yutkunmaya zaman ayıramadığınız anlarınız olacak. Banyoya ulaştığınızda camlarla çevrelenmiş üç kanlı bornoz göreceksiniz, gözleriniz dolacak o akşamın ruhunu sizlere yaşatacak müze.

5 - St. Hilerion Kalesi / Girne

Yine Lüzinyanlılar’dan kalma Kıbrıs’ın 3 kalesinden en güzeli. Bütün Girne’yi görebileceğiniz manzarası ve masallardaki mistik kale tarzıyla St. Hilerion atlanmaması gereken bir kale. Rivayete göre; Walt Disney’in Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler çizgi filmindeki kale, bu kaleden esinlenerek yapılmış, Umberto Eco kitaplarında bu kaleden esinlenmiş.

St. Hilarion’a eskiden “Recina’nın Kalesi” de denirdi... Recina güzel olduğu kadar zalim de bir kraliçeymiş. St. Hilarion Kalesi yapıldığı dönemde çalışan işçilerin bir kez bile olsa dinlenmesine izin vermeyip, eziyet etmiş. Kalenin yapımı sona erdiğinde önce işçileri, ardından da askerleri yanına çağırarak onları kalenin gizli odalarının bilinmemesi için penceresinden teker teker aşağıya itmiş. Bu yüzden de kalenin kuzey - batıya bakan gotik süslemeli penceresine ‘Kraliçe Penceresi’ deniliyor.

Yine Yüzbirevler yani St. Hilarion çevresinde geçen efsaneye göre, bir zamanlar bu kalenin altın sarısı saçları olan, güzeller güzeli bir kraliçesi varmış. Kraliçe zamanını saçlarını tarayıp, pencereden bakarak geçirirmiş. Bir gün kaval çalma konusundaki ünü köylülerce bilinen ve çok az kişinin rast geldiği çobanın sesini duymuş. Çobanı aramak için yollara düşmüş, onu gördüğündeyse çirkin mi çirkin olan bu adama aşık oluvermiş. Kraliçe bir süre sonra çobandan bir kız doğurmuş. Aradan geçen yıllarla beraber en az kraliçe kadar güzel olan kız büyümüş ve annesinin tembihlerine karşı gelerek kaleyi terk edip, ormanda yürüyüşler yapmaya başlamış. O da aynı annesi gibi çobana rastlayıp aşık olmuş... Kraliçe kızındaki değişikliği fark edip onu sorguya çektiğinde gerçeği öğrenmiş ve kahrına dayanamayarak kendini pencereden aşağıya, kayalıkların üzerine bırakmış...

6 - Pella Pais Manastırı / Girne

Girne’nin doğusunda Beşparmak Dağları’nın yamacında Lüzinyanlılar’ın yaptığı bir manastır. MS 12’nci yüzyılda Roma döneminde inşa edilen temeller üzerine kurulmuş olup Orta Çağ’da yapılan eklentiler bütününde yapı gotik mimariye sahip.

Manastırın günümüze kadar ulaşmış en sağlam yapısı kilisesi. Yapının ön yüzünde dikkatleri çeken freskler 15’inci yüzyılın ortalarında yapılmış. Orta avlunun doğusunda yer alan ve rahiplerin kullandığı çalışma ve sohbet odaları ziyaretçilere etkili bir tarih yolculuğu sunuyor. Sohbet odalarının ortasında yer alan sütunun Bizans Kilise’sine ait olduğu sanılıyor. Manastırın üst katında rahiplerin yatak odaları ve değerli eşyalarının bulunduğu bir alan da yer alıyor. Mekân olarak çok şirin bir İngiliz Mahallesi, manzara ise komple Girne Mahallesi. Pella Pais’in içinde dönem dönem klasik müzik konserleri oluyor, özellikle o konserlerden birine mutlaka gitmelisiniz.

7 - Girne Kalesi / Girne

Kıbrıs’ta mutlaka görülmesi gerekenler listesinin başında Girne Kalesi var. 7’nci yüzyılda Arap akınlarına karşı kentin korunması için yapılmış bu kalenin yenileme süreci 1373’te Cenevizliler Kuşatması nedeniyle sekteye uğrasa da tekrar devam etmiş. Venedikliler kaleyi ele geçirdiklerinde, Osmanlı saldırılarına göre yeniden inşa etmişler ancak bu önlemlere rağmen 1570 yılında kaleyi Osmanlılar’a teslim etmişler. Kale, Girne’deki Rum mimarisine pek güzel eşlik ediyor.

Girne Kalesi’nin içinde bulunan Batık Gemi Müzesi deniz ve batıklara ilgi duyanların mutlaka görmesi gereken bir yer. Müzede sergilenen geminin bugüne
kadar bulunan en eski gemi olduğu sanılıyor. 15 metre uzunluğundaki gemi 1965 yılında bir sünger avcısı tarafından suyun üç metre derinliğindeyken fark edilmiş ve Pennsylvania Üniversitesi araştırmacıları tarafından su yüzüne çıkarılmış. Batı’dan Rodos’tan yola çıkan bu geminin Doğu’ya giderken burada battığı tahmin ediliyor.

Girne Kalesi büyük olduğu kadar içinde sergilediği eserlerle de değerli. Baştan aşağı hakkını vererek gezmek için bir günü kaleye ayırmak lazım.

8 - Girne Yat Limanı / Girne

Kıbrıs’ın en şirin, en güzel ve tam bir Akdeniz şehri havası yaşanılacak yeri Girne Yat Limanı. Özellikle yaz aylarında restoranları, kafeleri, dükkanları ve inci gibi dizilmiş yatlarıyla vazgeçilmez bir güzelliğe sahip. Kıbrıs’ın en önemli simgelerinden biri, pek çok Kıbrıs fotoğrafında aslında burayı görürsünüz. Venedik mimarisindeki binalar, restoran ve kafeleriyle Girne’nin en popüler noktası burası. Girne Limanı’ndan mutlaka gün batımı izlemeyi de ihmal etmeyin.

9 - Karaoğlanoğlu Müzesi ve Şehitliği / Girne

1974’teki Barış Harekâtı’nda çıkartmanın ilk günlerinde Binbaşı İbrahim Karaoğlanoğlu’nun ve şimdiki hava alanına adı verilen Yüzbaşı Fehmi Ercan’ın karargâh olarak kullandıkları evin kapısında Rum askerleri bir roket atar ve onları vurur. O ev şu an onların ve Kıbrıs şehitlerinin anısına müze ve şehitlik. Şehitlikte mezarlık var. Müze kısmında genel olarak Barış Harekâtı’nı anlatan sunum ve harekâttan kalan eşyalar var. Ayrıca o dönemde Rumların kullandıkları savaş araçlarının sergilendiği açık hava müzesi mevcut.



10 - Mavi Köşk / Girne


İtalyan asıllı Rum avukat, mafya babası Paulo Paolides tarafından yapılan bir köşk. Sıradan köşklere benzemeyen bu köşk o zamanın şartlarına göre üst düzey konforlu ve son derece teknolojik olarak döşenmiş. Neredeyse her bölümünde şaşırtan özelliklerle dolu bu köşkü gezmekte fayda var.

Kıbrıs doğumlu olan Paolides İtalyan asıllı Rumlardan. Paolides, avukat olmasına karşın aslında Ortadoğu’nun en büyük silah tüccarı. Aynı zamanda dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Başpiskopos Makarios’un avukatı. Avukatlık mesleğini silah ticaretini gizlemek için kullanmış. Bu nedenle köşkü kimsenin dışarıdan göremeyeceği ancak her tarafa hakim bir mevkiye yaptırmış. Böylelikle köşkü silah dağıtım noktası olarak kullanabilmiş.

Köşkte; paha biçilmez sanat eserleri, Sophia Loren ve daha birçok ünlünün yüzdüğü süt havuzu, gizli kasalar, gizli tüneller, dokuz boyutlu güvenlik aynası, mevsime göre renk değiştiren bukalemun derisinden içki barı, 24 saat şarap akan aslanlı çeşmesi ve daha birçok lüks ve gizem dolu eşya var.

Paolides, çok severek yaptırdığı Mavi Köşkü 1974 Barış Harekâtı sırasında arkasında bırakarak İtalya’ya kaçmak zorunda kalmış. Kaçarken yatak odasında bulunan ve İngiliz Mahallesi’ne doğru giden kendi yaptırdığı gizli tünelleri kullanmış. Tünelleri kaçarken patlattığı için tam olarak nereye açıldığı bilinmiyor. Paolides, köşke olan ilgisini ve bir gün geri alma ümidini hiç kaybetmemiş bu yüzden öldürüldüğü 1986 yılına kadar köşkün çeşitli ihtiyaçlarını İtalya’dan Kıbrıs’a gönderdiği söyleniyor. Paolides İtalya’da bir mafya toplantısında öldürülmüş.

11 - Aziz Mamas Kilisesi / Güzelyurt

Güzelyurt’ta Bizans döneminde yapılan bir kilise. Aziz Mamas ise o bölgede mağarada yaşayan bir keşiş. Kiliseye onun adı verilmiş. Kıbrıs’ta halen kullanılan nadir kiliselerden biri. Güzelyurt (Morphou) kent merkezinde yer alan manastıra ait kilise orijinalde bir Bizans yapısı olup zaman içinde birçok değişiklik geçirmiş ve son halini 18’inci yüzyılda almış. Giriş ve sütunları Bizans kilisesinden kalıntıların üzerine Lüzinyanlar tarafından inşa edilmiş, kubbesi 18’inci yüzyılda yapılmış. St. Mamas hakkında birkaç hikaye olmakla birlikte en yaygın görüş 12’nci yüzyılda Güzelyurt çevresinde yaşamış Hıristiyan bir aziz olduğu. Mezarı kilisenin kuzey girişinin hemen sol tarafında yer alıyor. İkon bölümü Lüzinyan ve Venedik dönemine değin uzanıyor. Dört, Venedik sütunu üzüm, incir ve kalkan motifleri ile bezenmiş. Kilisenin kuzey ve doğusunda yer alan manastır yapıları kayıtlara göre 1779 yılında inşa edilmiş.

12 - Güzelyurt Doğa ve Arkeoloji Müzesi / Güzelyurt

Aziz Mamas Kilisesi’nin hemen yanında bulunuyor. O bölgede çıkan arkeolojik eserler sergileniyor. Özellikle altın bir taç var ki Kıbrıs’ta çıkarılmış en değerli parçalardan biri. Ayrıca müzenin alt kısmında yine bu bölgede yaşayan hayvan örnekleri doldurulmuş halde sergileniyor.

13 - Kapalı Maraş / Mağusa

1974 Barış Harekâtı öncesinde Akdeniz’in en hareketli turizm merkezlerinden olan bölgenin uzun sahil şeridi boyunca uzanmış birçok hotel & casino bulunurken 1974 harekâtının ardından Türklerin eline geçen bu şehir sivil yerleşime açılmadı ve şu anda terk edilmiş hayalet bir şehir görünümünde. Bu bölgeye ziyaret askerler hariç yasak.

14 - Namık Kemal Meydanı / Mağusa

Namık Kemal, ünlü “Vatan Yahut Silistire” oyunundan dolayı Mağusa’ya sürgüne gönderilmiş. Mağusa’da 38 ay sürgünde yaşamış. En iyi eserlerini de burada yazmış. Namık Kemal Meydanı, Mağusa’nın en turistik meydanı. Meydanda Namık Kemal Müzesi, Namık Kemal’in zindanı, kafeler, restoranlar ve tarihi mekânlar mevcut.

15 - Lala Mustafa Paşa Cami / Mağusa

Eski adı St Nicholas Katedrali olan Lala Mustafa Paşa Camisi de Namık Kemal Meydanı’nda bulunuyor. Lüzinyanlıların yaptığı bu cami, Lefkoşa’daki Selimiye Camisi ile aynı ve döneminin en görkemli yapılarından biri. Ayrıca caminin yanında 750 yıllık yaşıyla adanın eski ağacı olan gümbez ağacı bulunuyor.

16 - St. Barnabas Manastırı / Mağusa

Kıbrıs’a Hristiyanlığı yaymak için gelen St. Barnabas için 477 yılında yapılan, mezarının da içinde olduğu manastır. Gerek yapısı gerekse içinde sergilenenlerin eserlerden dolayı mutlaka gezilmesi gereken bir yer.

17 - Salamis Harabeleri / Mağusa

Salamis şehri tarihi MÖ 11’inci yüzyıla kadar giden bir antik şehir. Efsaneye göre Antik Yunanistan’da aynı adlı bir adanın prensi tarafından Truva savaşlarından sonra bu isimle kurulmuş. Sırasıyla Helenistik, Roma ve Bizans dönemi izlerini taşıyan bu şehirde eski hamam yapıları, sportif faaliyetlerin yapıldığı  Gymnasium ve antik tiyatro binaları en çarpıcı mekânlar. Erken Hıristiyan tarihine meraklılar için tarihte bilinen en eski kilise binalarının kalıntıları da antik kent bünyesinde yer alıyor. Burası Bronz Çağı’nda kurulmuş ve zamanında Kıbrıs’a başkentlik yapmış bir şehir. Salamis Harabeleri’nde, Roma Jimnastik Salonu, Roma Tiyatrosu, forum, pazaryeri, Zeus Tapınağı ve Salamis krallarının mezarı bulunuyor. Bugün bile o zamanki şehrin ihtişamını bulabileceğiniz nadir antik şehirlerden biri.

18 - Altınkum Plajı / İskele

Kıbrıs’ın şehir kalabalığından uzaklaştıkça Karpaz’a yani buruna varırsınız. İyice ilerledikçe yaban eşeklerinin ve caretta caretta’ların diyarına gelirsiniz. Hemen orada adanın en güzel plajı önünüze çıkar. Akdeniz’in en büyük ve en bakir ince kum plajı olan Altınkum Plajı görenleri büyülüyor.

19 - Apostolos Andreas Manastırı / İskele

Zafer burnuna çok yakın bir yerde bulunan kilise İsa’nın havarilerinden Andreas adına yapılmış. İnanışa göre ada su sıkıntısı çekerken Andreas gelmiş ve bastonunu vurarak şimdiki manastırın yanından su çıkarmış. Hâlâ oradan bir su akıyor. Dini günlerde ve pazar günleri Hıristiyanlar ayin için buraya akın ediyor.



20 - Zafer Burnu / İskele

Zafer Burnu, haritada dikkatimizi çeken Kıbrıs’ın kuzey doğusunda bıçak gibi uzanan burun.

21 - Othello Kalesi / Mağusa
Mağusa şehrini korumak için inşa edilmiş olan Kale, 14’üncü yüzyılda Lüzinyanlar tarafından yapılmış. Şehrin ana girişlerinden biri olarak kullanılıyor. Avrupa kalelerinden alışık olduğumuz gibi bu kalenin de etrafı koruma amaçlı olarak derin bir hendekle çevrilmiş.

22 - Venedik Sarayı / Mağusa
Venedik Sarayı, Lüzinyanlar tarafından 13’üncü yüzyılda yapılmış olan saray kalıntıları üzerine Venediklilerin yaptığı yeni krallık sarayı. Sarayın 16’ncı yüzyılda yapılmış olan ve halen ayakta olan cephesinde kullanılan sütunların Salamis Harabeleri’nden alınmış olduğu söyleniyor. Yaz yaz bitmiyor gerçekten ve anlatacak en az bu kadar daha yer var Kıbrıs’ta. Bir de çok ilginç birkaç nokta var, bazılarını yukarıda da yazdım ama ilginç ve dikkat çekici olduklarından bir kez daha yazmakta fayda görüyorum.

Kıbrıs hakkında bunları biliyor muydunuz?

• Walt Disney’in ünlü “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” isimli çizgi filminde canlandırılan kalenin Saint Hilarion Kalesi’nden esinlenerek yapıldığını.
• Dipkarpaz Milli Park Alanı içerisinde 1000 civarında yabanileşmiş eşeğin doğada hür olarak yaşadığını.
• Salamis Antik Kenti’nin yüzde 97’sinin halen deniz ve kumun altında gömülü olduğunu.
• MÖ 300 yılına tarihlenen ve dünyanın bilinen en eski batık gemilerinden biri olan Girne Batığı’nın Girne Kalesi’nde sergilendiğini.
• Lala Mustafa Paşa Camii (Saint Nicholas Katedrali) bahçesinde yer alan cümbez ağacının (ficus sycomorus) 713 yaşında olup Kuzey Kıbrıs’ın en yaşlı ağacı olduğunu.
• Akdeniz’de nesli tükenmekte olan “yeşil kamlumbağa” ve “caretta-caretta”ların Mayıs ve Eylül ayları arasında yumurtlamak için Kıbrıs sahillerini ziyaret ettiklerini.
• Medoş Lalesi (Tulipa Cypria) ve Kıbrıs Ofrisi’nin (Ophris Kotchi) Kıbrıs Adası’na ve bunun yanında 19 tür bitkinin sadece Kuzey Kıbrıs’a özgü olduğunu.
• Ünlü İngiliz yazar Lawrance Durell’in 1953 – 56 yılları arasında Beylerbeyi (Bellapais) köyünde yaşadığını ve “Bitter Lemons” isimli eseri burada yazdığını.
• Roma İmparatoru Julius Ceasar’ın ünlü generali Mark Anthony’nin (Marcus Antonius) Kıbrıs’a aşkının bir ifadesi olarak Mısır Kraliçesi Kleopatra’ya hediye ettiğini.
• Lüzinyan dönemi krallarının, Saint Sophia Katedrali’nde (Selimiye Camii) Kıbrıs Krallık Tacı’nı, Saint Nicholas Katedrali’nde (Lala Mustafa Paşa Camii) ise sembolik Kudüs Krallığı Tacı’nı giydiğini.
• Beşparmak Dağları’nın güney yamacında yer alan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Bayrağı’nın 450×225 metre ölçüleri ile dünyadaki en büyük boyanmış ve ışıklandırılmış bayrak olduğunu.
• Kıbrıs Adası’nın göçmen kuşlar için yıllardan beri göç yolları üzerinde önemli bir geçiş noktası olduğunu ve adada 374 kuş türü gözlemlendiği, Kıbrıs Kuyrukkakanı ile Kıbrıs Ötleğeni’nin endemik kuşlar olduğunu.
• Kuzey Kıbrıs’ta bir yıl içerisinde yaklaşık 125 kültür, sanat etkinliği ve festival düzenlendiğini.
• Ada’da sevilen bir içecek olan ” Brandy Sour”un, ilk olarak 1947 yılında Kıbrıs’ı ziyaret eden Mısır Kralı Faruk için keşfedildiğini.
• 104 yaşında yamaç paraşütü ile St. Hilarion Kalesi semalarından Girne sahillerine uçan Margaret Mckenzie Mcalpine isimli Kıbrıs sevdalısının, bu uçuşla Guinness Dünya Rekorunu elde ettiğini.


Kıbrıs Türklerinin kökeni Anadolu’daki Türk Halkı. Kıbrıs’ın fethinden sonra adanın gelişmesi için üretici nüfusa ve sanatkara gereksinim olduğunu gören padişah 2. Selim, adada kalan 20 bin civarında askerin yanı sıra 10 bin civarında sanatkar ailenin de Kıbrıs’a gönderilmesini kararlaştırmış. Bu amaçla çıkarılan bir “Sürgün Hükmü”ne göre Anadolu, Karaman, Rum ve Dülkadriye Kadıları şehir ve kasabalarda oturan zenaat ve meslek sahipleri arasında seçme yapılarak, her on haneden bir hanede yaşayan aileler Kıbrıs’a göndermiş. Bu meslek sahipleri içinde ayakkabıcılar, terziler, dokumacılar aşçılar, mumcular, semerciler, nalbantlar, bakkallar, demirciler, dericiler, taşçılar, kuyumcular, yapıcılar, kalaycılar ve kazancılar başı çekmiş.

Aslında hâlâ yazacak, yazmak gereken çok şey var Kıbrıs’ta gezmeniz gereken yerler hakkında ama onları da sizin keşfetmeniz için bırakmak zorundayım yoksa yazı bir türlü bitemeyecek…

Kıbrıs’ta yeme, içme, alışveriş üzerine notlar

Kıbrıs’ta yeme içme deyince hâlâ aklıma bundan birkaç yıl önceki gezimde Haluk Abi ile gittiğimiz Lapta’nın dağ tarafındaki köy meyhanesi geliyor. Köy içinde, kırık dökük tahta masaları ve sandalyeleri olan küçük köy meyhanesinde önce önüme 100 evet sıfırlardan biri fazla değil tam 100 çeşit meze geldi ardından da enfes bir ızgara balık, yemek muhteşem incir ve yeşil ceviz reçeli ile sonlandı. Bu arada yemekte bize cümbüş ve keman ile yerel sanatçılar eşlik edip Kıbrıs Türküleri söylediler. Cennet olsa bu kadar olur. Sonraki 3 ya da 4 gezimde çok istememe rağmen gidemedim Lapta’daki bu meyhaneye ama bir sonrakine mutlaka ama mutlaka gideceğim. Burnumda tütüyor doğrusu.



Son gittiğimde Lefkoşa’da bir meyhaneye gittik. 100 çeşit olmasa da 40 çeşit meze geldi bu defa, balık yine muhteşemdi, müzik yine doyumsuz. Sonraki gün ise Girne’de bir balık restoranına gittik. Yine her şey doyumsuzdu. Bir sonuca ulaştım ki; Kıbrıs halkı bu işi iyi biliyor. Kullandıkları tüm malzemeler lezzetli, doğal, katkısız ve taze. Bunları usulüne göre ve son derece ustaca yenilecek hale getiriyorlar ve sunuyorlar müşterilerine. İşte sadece ve sadece bu nedenle size hiçbir mekânı özellikle tavsiye etmiyorum. Kaldığınız otelde birilerine sorun, size mutlaka birkaç yer tarif eder. Düşünmeden gidin, oturun masaya ve keyfini çıkarın. Asla ama asla pişman olmayacaksınız buna söz veriyorum. Üstelik fatura geldiğinde de şaşıracaksınız neden bu kadar ucuz diye. Bunun en önemli sebebi rekabet ve içki fiyatlarının Türkiye’ye göre çok ucuz olması. Fatura Türkiye’de benzer restoranda ödeyeceğiniz faturanın yarısından daha az geliyor. Aynı lezzet ve fiyat elbette sadece içkili restoranlarda değil içkisiz restoranlar için de geçerli.

Hiçbir mekândan bahsetmeyeceğim dedim ama Lefkoşa’daki Sabır Köftecisi’nden bahsetmeden geçemem. Yazının tek isim geçirerek anlatacağım mekânı burası.

Lefkoşa’da; Suriçi bölgesinde Büyük Han’a çok yakın bir bölgede bu köfteci. Kime sorsanız gösterir zira çok iyi bilinen bir lezzet noktası. Sadece Kıbrıs pidesinin arasında köfte servisi var. İçecek olarak elbette naneli ayran, kola, bira, su ne isterseniz var. Adı niye sabır derseniz içeriye girip siparişi verince anlıyorsunuz mekânın adının nereden geldiğini. Her masanın siparişini ayrı alıyor ve ayrı pişiriyorlar. Köfteler hafif ateşte, yavaş yavaş pişiyor bu arada usta köfteyle birlikte ekmek arasına koyacağı salatayı yapıyor. Her bir müşteri için ayrı ayrı. Siparişinizin gelmesi yaklaşık yarım saatle kırk beş dakikayı buluyor. Ama daha ilk ısırıkta “Nasıl yani nasıl bu kadar lezzetli olur bir köfte?” diye konuşmaya başlıyorsunuz kendinizle. Tamamen pişmiş, içinde et suyu hapsolmuş, yumuşacık köftelerin
aroması ağzınızda, damağınızda dağılıyor, dağılıp çoğalıyor. Gerçekten değiyor beklediğinize.

Kahvaltılığın vazgeçilmesi hellim peyniri Kıbrıs’ın simgesi. Sevdiklerinize alabileceğiniz çok da güzel bir hediye. Tuzlu ve daha az tuzlu seçenekleri var. Yerel süpermarketlerden almanızı tavsiye ederim.

Kıbrıs’a özgü bir kebap çeşidi olan şeftali kebabı da bir başka tavsiyem… Bildiğimiz şeftaliden yok içinde. Okuduğum kadarıyla ismi bu kebabı ilk bulan aşçı Şef Ali’nin isminden geliyormuş. İlk başlarda “Şef Ali Kebabı” olarak anılmış ve zamanla “şeftali kebabı”na dönüşmüş. Koyun veya keçinin “telb” denilen iç zarının kıyma, soğan ve maydanoz ile karıştırılan ve dolma biçiminde sarılıp, şiş veya ızgara telinde pişirilen bir köfte. Çok lezzetli.
Genellikle yanında humus ve süzme yoğurt ile ikram ediliyor. Kıbrıs’ın en önemli eğlencesi ve gelir kaynağı kumardan bahsetmeden olmaz. Kaldığımız otelin casinosu vardı, biz oraya girdik. Normalde paralı
olan içecekler kumarhanelerde bedava servis ediliyor. Maksat millet içsin, eğlensin, daha çok oynasın, daha çok kaybetsin. Hatta kumar turu diye bir konsept var. Belli bir limitin altına düşmeden kumar oynamayı taahhüt eden müşteriler en lüks otellerde bile bedava kalabiliyormuş bu tur kapsamında. İçeride genel kural olarak fotoğraf çekmek yasak. Bunun yanında büyük otellerde özellikle hafta sonları Türkiye’den adını bildiğimiz birçok ünlü sanatçı gece program yapıyor. Biz Türkiye’de de çok sevdiğimiz Soner Olgun’a gittik ve çok da keyif aldık geceden. Bu programlar da daha çok otele ve kumarhanelere müşteri çekmek için düzenlendiği için son derece ucuz. Türkiye’de bir içki için ödeyeceğiniz paraya; sınırsız içki, sınırsız meze (bar mezesi) alıyor ve eğleniyorsunuz.

Alışveriş meselesine gelirsek… İçki Kıbrıs’ta çok ucuz. Havaalanındaki Duty Free’nin de birçok yerden ucuz. Ama Kıbrıs içindeki marketlerde fiyatlar neredeyse duty free fiyatlarının yarısına hatta dörtte birine. Genelde rakıya rağbet eden çok. Ancak Türkiye Gümrüğü’nde sıkıntıya düşmemek ve yasal olarak sorun çıkmaması için yasal sınırlarınızı öğrenerek alışveriş edin. Bunun dışında; çikolata, çay, kahve de son derece ucuz bu marketlerde. Bir de kılık kıyafet. Gerek markalı günlük kıyafetler, gerekse spor kıyafetler oldukça ucuz Kıbrıs’ta. Fiyat farkının en önemli nedeni vergilerin olmaması elbette. Bu anlamda iyi bir alışveriş destinasyonu Kıbrıs aynı zamanda. Hellim peynirini tekrar hatırlatmak isterim. Kızartın kızartın yiyin.

Yazının sonu

Yazdım yazdım bitiremedim Kıbrıs’ı. Daha en az bu kadar yazarım ama yine bitmez.

Bence yeteri kadar okudunuz. Kıbrıs’ı yerinde görmeniz, kendi maceranızı kendinizin yaratması gerek. Hele de bu mevsim Kıbrıs’ın en güzel olduğu dönem. Yapın planınızı atlayın yanı başınızdaki cenneti ziyaret etmeye gidin. Daha önce gittiyseniz bir kez daha gidin. Rahatlayın, ferahlayın, havalanın, atın stresinizi dönün yeniden. Üç gün olur, beş gün olur hatta bir günlüğüne bile olur...
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.