Frank Sinatra’nın bu çok bilinen ve sevilen şarkısında söylediği gibi size Chicago’yu gezdirmeye çalışacağım. Aynı şarkıda olduğu gibi insanların pıtır pıtır yürüdüğü çalışanlar şehridir Chicago... Cazın ve Blues’un doğduğu ve en iyi örneklerinin dinlenebildiği bir şehirdir Chicago... Vakit geçirebileceğiniz, alışveriş yapabileceğiniz bulvarların, caddelerin şehridir Chicago... Burada yapabildiklerinizi Broadway dahil hiçbir yerde yapamazsınız, muhteşem bir şehirdir Chicago... Diyor özetle Frank Sinatra şarkısında ve ekliyor “Benim memleketimdir Chicago...” Frank Sinatra’nın anlatımını temel alarak bu sayımızda birlikte gezelim bakalım şu meşhur kente...




















Seyahatten hoşlansın, hoşlanmasın hemen herkesin çok iyi bildiği şehirlerden biridir Chicago. Muhteşem Michigan Gölü ve güçlü Chicago Nehri’nin kıyısına kurulmuş Amerika’nın canlı şehirlerindendir Chicago.

Basketbol takımı Chicago Bulls, büyük bunalım yıllarının mafya lideri Al Capone, ünlü Talk Showcu Ofrah Winfrey, efsane Basketbolcu Michael Jordan, meşhur Chicago Senfoni Orkestrası, Jazz, Blues, Chicago’ya özel meşhur kalın pizza Deep Dish Pizza, barbekü özellikle de kaburga barbeküsü, konusu Chicago’da geçen onlarca film, beyzbol, Büyük Chicago Yangını ve daha neler neler… Anlatacak çok şey var umarım bana ayrılan sayfaları aşmadan yazıyı toplamayı ve sizlere keyifli bir rehber sunabilmeyi becerebilirim.

Chicago; 3 milyon civarında nüfusu ile Amerika’nın üçüncü büyük şehri. Birçok isim vermişler buraya ama en çok bilinen ismi “Rüzgârlı Şehir veya Rüzgârların Şehri”. Başta herkes bu rüzgârın meteorojik rüzgâr olduğunu düşünüyor ama işin gerçeği bu ismin verilmesinin nedeni kentte dedikodu rüzgârının çok hızlı esmesi ve bu nedenle politikacıların çok sık değişmesi. Bu ismi geçmişte bir gazeteci vermiş ve o şekilde kalmış kentin üstünde.

Rüzgârlı Şehir yanında “Çalışan Şehir, Büyük Omuzlar Şehri, İkinci Şehir” gibi daha birçok farklı isimle anılır Chicago. Bana göre farklı kültürlerin, mimari üslupların, müzik tarzlarının ve uluslararası mutfakların kaynaşma noktası olması sebebiyle turistik olmaktan çok ömür boyu yaşanabilecek bir kent Chicago.

Dünyanın en çok bilinen ve en çok turist çeken kentlerinden biridir Chicago. Bu çok önemli ve üzerinde durulması gereken, örnek alınması gereken bir olgu. Özellikle ülkemizde son on yılda marka kent çalışmaları ön plana çıkarılmış ancak hâlâ kısır bir döngü içinde hiçbir şey yapılamıyorken, topu topu tüm tarihi yaklaşık 200 yıllık olan ve yine yaklaşık 100 yıl önce büyük yangınla tüm kent yanmış ve yeniden yapılmışken, bizim 4 bin yıllık tarihi olan Adana’yı, Mersin’i, Hatay’ı, Gaziantep’i, Kahramanmaraş’ı bırakın dünyaya kendi ülkemize bile doğru dürüst anlatıp, pazarlayamazken, Chicago bunu 100 yıllık tarihi ile nasıl becermiş mutlaka incelenmeli ve ders alınmalı.

Biraz tarih

Chicago; ABD’nin en önemli metropollerinden biri olmadan önce; avcıların ve tüccarın buluşma merkeziymiş.1700’lü yılların sonuna doğru Jean Baptiste Point du Sable isimli Fransızca konuşan bir zenci, burada bir kulübe dikerek yerleşim bölgesi oluşturmuş. Bu yerleşim bölgesi konumundan dolayı Bağımsızlık Savaşı döneminde stratejik bir önem kazanmış.1803’te Amerikalılar buraya Dearborn Kalesi’ni inşa etmişler. İşte bu kale ve bulunduğu bölge, -günümüz Chicago’sunun tam merkezini oluşturuyor. Bugün kentin merkezindeki Wringley Building, Chicago Tribune Tower ve Michigan Avenue Köprüsü eski kalenin bulunduğu yeri çevreliyor.

Geçmişte Kızılderililere ait olan bu bölgenin ismi, bataklık ve göllerde sıklıkla yetişen ve bu bölgeye ait Chicago isimli bir yaban soğanından geliyormuş.
Ardından demiryolunun gelişi ile bölge hızla büyümeye ve sanayileşmeye başlamış. Kentin nüfusu 1861'de 300 bini geçmiş.

Büyük Chicago Yangını Bayan O’Leary’nin ahırındaki bir ineğin bir kovayı devirerek başlattığı rivayet edilen ve 2 gün süren Büyük Chicago Yangını ile kent bir anda küle dönmüş ve yok olmuş. Ancak sigorta paraları nedeniyle şehre o kadar çok para girmiş ki felaket bir anda fırsata dönüşmüş ve bugün bildiğimiz Chicago yeni baştan inşa edilmiş. O kadar ki yangından 14 yıl sonra 9 katı ile dünyanın ilk gökdeleni kabul edilen Home Insurance Building inşa edilmiş.

Chicago hareketli şehir, ABD’yi hareketlendiren şehir... Yangın sonrası göç ve endüstrileşmenin artması, ucuz iş gücünü, çok iş, az para kavramını getirince doğal olarak bir huzursuzluk başlamış kentte.1886’da 8 saat çalışma süresi talebi ile başlayan gösterilere 60 binden fazla işçi katılmış. Polisle çıkan çatışmada 9 kişi ölmüş, bine yakın kişi yaralanmış. Amerikan işçi tarihinde önemli bir olay bu.

Ardından bir başka önemli olay var Amerikan işçi tarihinde. Bu da 1894 yılında demiryolu işçilerinin grevinde ilk defa beyaz ve siyah işçiler birleşerek birlikte grev yapmış.

Büyük göç 1890’a gelindiğinde dünyanın dört bir yanından özellikle de Polonya, Sırbistan, Rusya, Çekoslovakya, Litvanya, İtalya ve Yunanistan’dan gelen göçmenlerle nüfus bir milyonu geçmiş. Günümüzde bu işçilerin ilk gelip, yerleştiği bölgeler hâlâ bu ülkelerden gelenlerin doğrudan yerleştiği, yaşadığı Amerika içinde kendi ülkeleri gibi. Little Italy, Greek Town, China Town, Polish Town gibi bölgelerde hâlâ kendi anadillerinde konuşuyorlar; tabelalar, adetler, dükkânlar, restoranlar hep sanki Amerika’da değil de Çin’de, İtalya’da, Yunanistan’da, Polanya’da olduğunuz hissini veriyor. Polonya demişken bir not düşmeliyim burada. Chicago; Polonya’dan sonra dünyada en çok Polonyalının yaşadığı şehirmiş. Zannederim bunu kısmen İtalyanlar ve Çinliler için de söyleyebiliriz.

İllegalitenin başkenti

Bu kadar çok göç alan ve bu kadar çok paranın döndüğü bir yerde yozlaşma ve illegalite kaçınılmaz oluyor. Özellikle politikacılarla ilgili olarak Amerikan siyasal tarihinin en yoz, en sahtekâr politikacıları da buradan çıkmış. 1920’lerde Thompson, sonrasında Kelly, Pat Nash hatta 1955 – 1976 arasında Daley isimli valiler bu kentte rüşvet, hortumlama gibi her türlü siyasal sahtekârlığı yapmış. Şehrin politikasında bu kadar yolsuzluk ve arkadan bıçaklama olduğu için 1919 – 1933 arasındaki içki yasağı döneminde şehir, zamanın en ünlü gangsterlerinin yuvası haline gelmiş. Bunlar içinde en bilineni Al Capone. 1924’ten 1931’e kadar kenti kavurmuş. İçki, kumar, kadın her türlü illegal işi kentin güneyindeki evinden yönetmiş. Polise rüşvet verip, rakiplerini sokaklarda vurdurmuş. Sonunda Federal Ajan Eliott Ness ve rüşvet almadıkları için “Dokunulmazlar” diye bilinen adamları tarafından vergi kaçakçılığı nedeniyle tutuklanmış ve şehir de rahat bir nefes almış. Kentin yok olduğu yangını bile yeniden yapılanmak için fırsat gören Chicago, bu dönemi de gerek filmlerle, gerek öykülerle, gerek kitaplarla öyle anlatmış ki kentin tanıtımında en önemli unsurlardan biri olmuş bu kara dönemde.
Şehrin büyük bir bölümünü, tarih yönünden zengin ama ziyaretçilerin pek ilgilenmediği iri, biçimsiz mahallelerden oluşan Güney Yakası oluşturuyor. Chicago’ya 1. Dünya Savaşı döneminde iş ve toprak umuduyla güneyden birçok zenci akın etmiş. Öyle ki 1920’lerde kent nüfusunun üçte birini bu göç eden zenciler oluşturuyormuş. State Street’teki (Yazının başında kullandığım Frank Sinatra’nın şarkısında geçen cadde) kulüplerden sokaklara müzik dökülmeye başlıyor ve Chicago ülkenin caz merkezi oluyor. Louis Armstrong, Muddy Waters, Ella Fitzgerald gibi birçok sanatçı buradaki blues kulüplerinde doğuyor. Bugün, bölge hâlâ, müzik başta olmak üzere tüm sanatların neredeyse dünya başkenti gibi sanatseverlere sunulduğu bir bölge. Ayrıca belirtmek gerek ki bölge Oprah Winfrey ve Michael Jordan’ın da doğduğu, büyüdüğü, yetiştiği bölge.

Michigan Gölü

Chicago’ya ilk gelenler Michigan Gölü’nün 26 kilometrelik yüzülebilen sahiline şaşıp kalırlar. Göl aslında kültürün, tarihin, gündelik yaşamın ve elbette iklimin önemli bir parçası. Beş gölden oluşan Büyük Göller’in üçüncü büyüğü ve Amerika - Kanada arasındaki sınırı belirliyor. Chicago örnek olabilecek şehir planlaması sayesinde, Amerika’nın halka açık parklara ayrılmış en uzun sahil şeridine sahip. Bir yanda koşanlar, bisiklete binenler, yürüyüş yapanlar öte yanda plajda güneşlenen, yüzen, voleybol oynayanlar hatta kaykaycılar, duvar tırmanışı yapanlar... Sadece seyretmek bile doyumsuz. Bunun yanında sandalla veya çeşitli botlarla gezmek, nehir turu yapmak, tüm göl ve nehir çevresindeki temalı parklarda gezinmek, çeşit çeşit her keseye ve zevke hitap eden lokantalarda bir şeyler yemek yetiyor insana.

Chicago’yu en ucuz yolla nasıl gezersiniz? Önemli ipuçları

Artık yavaş yavaş şehri gezelim dilerseniz. Burada akla gelen soru şehri nasıl gezmeli? Kaldığınız yere göre aslından birçok şeyi yürüyerek yapmak mümkün. Tabii turist otobüsleri, bisiklet, tekne turları hatta ginger denilen aletler ile yapılan turlarda var. Şehrin yeme - içme ve eğlence yerleri Old Town ve özellikle Rush Street civarında ve aynı zamanda göl üzerindeki Navy Pier’da. En ucuz ve kolay yol zannederim bizim uyguladığımız yöntemdi. Kentteki tüm ulaşım işlerini Ventra denilen bir şirket yapıyor. Hemen her yerde bulabileceğiniz otomatlardan günlük, 3 günlük, 1 haftalık, 15 günlük ve aylık Ventra Card almanız mümkün. Biz 30 dolara haftalık Ventra Card aldık. Bu sayede hemen hemen hiç ek bir maliyete girmeden sadece otobüs ve metro haritalarını doğru okuyarak tüm Chicago’yu adım adım gezdik. Otobüs duraklarını her blok başına koymuşlar ve her metro durağının önünde de bir otobüs durağı var. Hal böyle olunca şehrin banliyölerine bile ulaşım son derece kolay. Metronun kahverengi hattı şehrin merkezi olan Loop denilen bölgeyi dolanıp duruyor. Nerede kalırsanız kalın kahverengi hatta ulaştığınızda, sadece nereyi gezeceğinize karar vermeniz yetiyor.

Madem ucuz gezi ile ilgili bilgi vermeye başladım, Amerika geziniz için maliyetinizi çok düşürecek iki önemli ipucu daha vermeliyim size. Doğru dürüst bir yerde konaklamak her yerde gezi maliyetini artıran önemli bir unsur biliyorsunuz. Ucuz bir otelde kaldığınızda merkeze uzaklık, güvenlik başta olmak üzere birçok sorun sizi bekliyor. Merkezi ve iyi bir otelde kaldığınızda da günlük en az 150 dolarlık bir maliyeti göze almanız gerekiyor ki bu da 10 günlük seyahatte bin 500 dolar gibi ciddi bir rakama ulaşıyor. Otelin yıldızı ve konforu arttıkça bu maliyet daha da büyüyor kaçınılmaz şekilde. Çok seyahat eden ve bu seyahatleri sürdürmeye kararlı bir aile olarak, bu kadar konaklama bütçesini göze almak bizim diğer seyahatlerimizi engelleyeceğinden, bu konuda en uygun fiyatlı ama en uygun konumda, en güvenli alternatifi bulmamız gerekiyordu. Airbnb bu konuda bulunmaz fırsat... Airbnb dünyanın her yerinde uygun fiyata oda / flat / house barınma namına ne istiyorsan sunan bir site. Oturduğunuz yerden, bakıyorsunuz eve, lokasyonuna, kalanların yaptığı yorumlara sonra atıyorsunuz bir e - mail ev sahibine ve karşılıklı anlaşırsanız rezervasyonunuz yaptırıp yerleşiyorsunuz. Bunların evi bütünüyle kiralayanı da var, evin bir bölümünü / odasını da. Biz görece merkezi konumda ve ulaşımın çok kolay olduğu bir bölgede bir gezi dergisinde yazarlık yapan bir şahsın evinin bir odasını kiraladık. Ev sahibi de seyyah olduğundan odanın ve evin dekorasyonunu bir başka seyyahın ihtiyacı neye olacaksa o şekilde dekore etmiş. Dolapta yedek şemsiye de var, hoş geldiniz şarabı da, daha ne olsun… Bunun bir başka avantajı ise evde kalıyor olmak dolayısı ile gerektiğinde evde mutfakta bir şeyler yapıp yemek ki en çok kahvaltı için kullanılıyor bu da seyahat maliyetiniz üstünde son derece olumlu etki ediyor.

Bir diğer önemli tüyo da taksilerle ilgili. Amerika’da boş taksi yakalamak her zaman ciddi bir sorun. Saatlerce beklersiniz, kuyruğa girersiniz, taksici tam olarak götüreceği yere götürmez. İşte bu konuda da Uber yetişiyor imdadınıza. Uber taksi ve şoförlük sistemini kökten değiştirecek bir uygulama. Şöyle ki, bir iphone app’leri var. Katılmak isteyen, uygun arabası olan ve programa seçilecek şartları sağlayan herkese içinde yalnızca o app ve birkaç gerekli navigasyon uygulaması olan bir iphone hediye ediliyor. Kullanıcılar sisteme giriş yapınca, uber app’i sürekli yerlerini merkeze gönderiyor. İşin son kullanıcı tarafında, ben, sade bir vatandaş olarak taksiye ihtiyacım olduğunda kendi iphone’umdaki uber app’ini açıyorum, giriş yapıyorum, diyorum ki “En yakın aracı bana gönder şuraya gideceğim.” Alet yerimi buluyor, sonra en yakındaki aracı merkezi sisteme sorup buluyor, araçtaki iphone’a mesaj gönderiyor, kabul edilirse şoför geliyor, beni alıyor. Yolculuk başlayınca, app taksimetre gibi davranarak yolu hesaplıyor, yolculuk bittiğinde ücret benim hesabıma borç, şoförün hesabına alacak olarak yazılıyor, masraf kredi kartımdan çekiliyor. Bu sırada app kendine de bir yüzde 20 komisyon alıyor tabii. Sürücüyü gerekirse puanlayabiliyorsunuz da. Yalnızca iphone ile değil, android veya SMS yoluyla ve hatta mobil web arayüzünden de kullanabiliyorsunuz. Ne taksimetre açtın açmadın, ne para alışverişi, ne bahşiş derdi, ne kredi kardı var mı, yok mu derdi; hiç biri yok son derce rahat, son derece konforlu. Seyahat maliyetinizi oldukça önemli miktarda düşürecek bu önemli ipuçlarından sonra Chicago’yu biraz daha tanıyalım

Gezilmesi gereken yerler

Chicago’da gezilecek yerlerin başında Magnificent Mile geliyor. “Muhteşem Mil” olarak adlandırılan Michigan Caddesi’nin bir bölümü. Restoranları, alışveriş mağazaları, otelleri ile Chicago’nun en hareketli bölgesi. Burada gezerken kendimizi bir anda Bağdat Caddesi’nde dolaşıyor gibi hissettik. Büyük Chicago yangınından geriye kalan tek yapı olan Water Tower bu bölgede bulunuyor.
Willis Kulesi (Eski adıyla Sears Kulesi): Willis Kulesi Magnificent Mile’ın üzerinde yer alıyor. Kulenin 103’üncü katında yer alan ve havada yürüyormuş etkisi bırakan camdan teras (skydeck) ise kaçırılmayacak bir deneyim. Bu kulede 360 derece tüm Chicago’yu seyredebiliyorsunuz. Tavsiyem Chicago’ya gittiğinizde ilk olarak buraya gidin. Haritadan gezmeyi planladığınız yerleri işaretleyip burada tepeden bakarak gezi planınızı olgunlaştırın.

Hancock Kulesi: Burası Sear’a göre biraz daha alçak bir başka kule. Kulenin 360 Chicago isimli gözlem katından, hem gündüz hem de gece kuşbakışı şehri ve Michigan Gölü’nü izlemek çok keyifli. 95’inci katta yer alan restoranda yiyeceğiniz bir akşam yemeği unutulmazların arasına girebilir.  Bunun yanında kulenin altında CheeseCake Factory var. Hayatınızda yiyebileceğiniz en lezzetli ve gerçek cheesecake’i burada yiyebileceğinizi garanti ederim. Öyle ki şu an yazarken bile ağzımın sulanmasına engel olamıyorum.

Navy Pier: Chicago’nun görmeden dönülmemesi gereken yerlerinden biri de Navy Pier’dir. Hem gezmek hem de eğlenmek için ideal, özellikle çocuklu aileler için çok fazla seçeneğin bulunduğunu da hatırlatalım. Örneğin hemen altında Chicago Children’s Museum ve sadece çocuklara ait ürünlerin satıldığı büyük bir alışveriş merkezi var. Yine Navy Pier’in altındaki Shakespeare Theater başka önemli yer bence. Dönme dolap her yaş için keyifli olacaktır. Yemek için de bol seçeneğin olduğu Navy Pier’den gölde ve nehirde yapılan tekne turlarına da katılabilirsiniz. Yemek için gerçekten çok uygun fiyatlı ve gerçekten güzel restoranlar var. Biz Forrest Gump’ta, Forest’ın en yakın arkadaşı olan Buppa’nın restoranı Buppa Gump deniz ürünleri restoranına gittik. Tamamen Forest Gump teması olan restoranda yediğimiz deniz ürünlerinin hayali hâlâ gözümün önünde lezzeti hâlâ damağımda. Buradan devam ederek Michigan Caddesi’ne geri döndüğünüzde Michigan Gölü’nün Chicago Nehri ile birleştiğini göreceksiniz. Burada ünlü Chicago Tribune, NBC Tower, Trump Tower ve diğer binaları da görebilirsiniz. Bu binaları ve nehri, Batman, Transformers ve Spiderman filmlerinden hatırlayacaksınız. Hatta en son Batman vs Spiderman filmi bu cadde üzerinde çekilmiş yakın zamanda.

Milenyum (Millennium Park) ve devamındaki Grant parkları arasında kalan Sanat Müzesi’ni de (Art Institute of Chicago) gezilecek yerlerin arasına eklemeyi unutmayınız. Özellikle Millennium Park içindeki Bean’nin (fasulye) önünde fotoğraf çektirmeyi unutmayın. Hani şu Source Code filminde Jake Gyllenhaal’in finalini oynadığı sahne. Ayrıca yine yaz aylarında ücretsiz olarak Millenium Park’ta 300 kişiyle aynı anda yoga, pilates ve zumba yapabilir, akşamına aynı yerde senfoni orkestrasının konserlerinde piknik sepetinizi, dilerseniz alkollü içeceğinizi alıp müzik ziyafeti yapabilirsiniz. Park içinde görmeniz ve fotoğraf çektirmeniz gereken bir başka yer ise Fountain Bölgesi. İnsan yüzlerinin yansıtıldığı dev çeşmeleri göreceksiniz. Anlatması biraz zor ama yazının fotoğraflarına bakarsanız ne demek isteğimi anlayacaksınız. Shedd Akvaryum, The Field Müzesi, Adler Planetarium ile Bilim ve Endüstri Müzesi (Museum of Science and Industry) zamanınıza göre şehirde gezilecekler arasında yer alıyor. Bu müzelerin olduğu alan Müze Kampüsü (Museum Campus) diye geçiyor ve Grant Park’ın güneydoğu ucunda yer alıyor.
Eğer müzeleri gezecek ve birçok girişi ücretli olan aktiviteleri yapmayı düşünüyorsanız daha uyguna gelebilecek 2 seçenek var. Birinci alternatif; yapılması, görülmesi tavsiye edilen 25’in üzerinde yerin dahil olduğu Chicago Go Card’ı, kalmayı planladığınız gün sayısına göre -günlük veya 5 güne kadar çıkan seçeneklerden- almak olacaktır. Yetişkinler için fiyatı 85 - 175 dolar arasında değişiyor. “Hepsine yetişmem zor” diyorsanız kendi zevkinize göre de seçebiliyorsunuz, seçiminize göre indirimli fiyat çıkıyor. Ya da Skydeck ve seçenekli müzelerin olduğu Chicago CityPass bileti de alabilirsiniz. Giriş ücretlerinin rakamı hem daha uyguna gelir hem de uzun kuyruklarda beklemeyip önceliğiniz olacağından zamandan kazanırsınız.
State Street; özellikle Frank Sinatra’nın Chicago şarkısında geçtiği için ünlü olmuş, alışveriş yapılabilecek yerlerden biri. “State Street, that great street.” Birçok jazz ve blues mekânını da yine bu cadde üzerinde bulacaksınız.

Oak Street: En lüks markaların yer aldığı, her tarafından parfüm kokularının geldiği, Chanel çantalı teyzelerin dolandığı bir cadde. Para harcamak istiyorsanız kimse sizi durduramaz.

Nehir turu yaklaşık bir saat sürüyor. Tüm şehri nehirden görüp tüm gökdelenlerin mimari hikâyesini dinleyebilirsiniz. Ama yaz sıcağında gidiyorsanız, çok terlemeyi göze alın, güneş kremi sürmeyi de unutmayın! Kişi başı 35 dolar.

Ve müzik… Spora delicesine aşık şehirde 3B yani Bulls, Blackhawks, Bears ve White Sox takımları kendi alanlarında efsanevi başarıları olan takımlar. Sadece unutulmaz Jordan’a değil, efsanevi ganster Al Cappone, beyzbol oyuncusu De Maggio’ya, Oprah Winfrey’e, John Malkovich’e, Dan Ackroyd’a, John Belushi’ye ev sahibi olmuş şehirde her akşam 150 tane tiyatro ve sayısız müzik kulübü ünlüleri yetiştirmeye devam ediyor. Chicago bilinen şekli ile sadece blues’un değil house müzik tarzının da doğum yeri. Yine 1980’li yıllarda rock müzik kültürü de bu kentte olgunlaşmış.

Dünyanın birçok yerinde sokak sanatçıları, müzisyenleri performans sergiler biliyorsunuz ama size garanti ediyorum ki dünyada rock, caz ve blues anlamında en iyi performanslarını Chicago’da dinleyeceksiniz.

Sokaklar dışında oturup, bir şeyler yudumlayarak, doyumsuz müzik dinleyebileceğiniz yer sayısı ise neredeyse sınırsız Chicago’da.

Dünyanın en büyük ve iyi orkestralarından biri olan Chicago Senfoni Orkestrası’nın (Chicago Symphony Orchestra - CSO) konserinin olup olmadığını gitmeden önce kontrol etmenizi tavsiye ederiz.

Chicago Theater’da da performanslardan biri izlenmeye değer. Ayrıca binanın içinde tur da düzenleniyor.

Chicago’ya gitmek için en iyi zaman yaz ayları. Haziranın ilk haftası Blues Festivali, haziranın ortası Gospel Festivali (Gospel Rock müziğin, Blues’un atası olan müzik türüdür), haziran sonu Taste of Chicago Gurme Festivali, temmuzun son haftası Country Müzik Festivali, temmuzun son haftası limanda tekne geçidi yapılan muhteşem görsel gece Venetian Night, ağustosta Viva Chicago Latin Müzik Festivali ve Chicago Jazz Festivali, Chicago seyahati planlıyor iseniz takviminizde göz ardı etmemeniz gereken tarihler.

Gezdik, acıktık… Chicagoda yeme içme

Gelelim Chicago’da yeme içme hadisesine. Chicago’daki restoranların fiyat, ortam ve tür çeşitliliği zannederim dünyada benzersiz. 77 mahalleden oluşan Chicago’da Türkler dahil 77 farklı milletin olması, bu farkı yaratan en önemli unsur. Bunun yanında güneyden göçen zencilerin getirdiği Creol mutfağı ise dünyada benzersiz. Creol mutfağı bizim damak zevkimize oldukça yabancı ve ilk seferde pek lezzetli bulunmayan bir mutfak. Ama yavaş ve kolay geçiş yapmak istiyorsanız kahvaltı ile başlayarak Creol mutfağı ile tanışabilirsiniz. Bir klasik olan ceviz, muz ve yumurta ile yapılan tostu şiddetle tavsiye edebilirim. Yanında da bir kahve elbette. Dünyanın hemen hemen bütün mutfaklarını, hem de yerel lezzetleri ile burada bulabiliyorsunuz. Bunun yanında yine tüm dünyada Amerika’nın simgesi kabul edilen Mc Donalds’ın dünyadaki en işlek lokantası Chicago’da.

Deep Dish Pizza; Chicago’ya özel Chicago usulü pizzaya verilen isim. Mutlaka yenilmesi gereken, tadılması gereken bir lezzet. Deep dish Pizza hamurun öyle havalara atılarak yapıldığı bir pizza değil. Hamuru kabarık ve derin, pizza ise bol peynir, sos ve diğer lezzetlerin doldurulduğu yumuşak bir turta gibi. Biz ekstra mozzeralla da söyleyince pizzanın önünde devrilip ölesim geldi inanın. Yalnız görgüsüzlükten büyük bir hata yaparak 2 orta boy pizza söyledim ki önden de birkaç atıştırmalık da yemiştik açgözlülükten. Önümüze 2 tane dev 8 dilim pizza gelince baştan şoka girdik nasıl bitireceğiz diye. Bırakın 2 orta boyu, bir tane orta boy, hatta bizim gibi önden başka şeyler de yediyseniz bir tane küçük boy, 2 kişiye yetiyor da artıyor bile. Tahmin edebileceğiniz gibi bir pizzayı bile bitiremedik ve paket yaptırıp eve götürdük. Sonraki 4 gün boyunca kahvaltıda ısıtıp ısıtıp bu pizzayı bitirmeye çalıştık. Deep dish yiyebileceğiniz birçok yer var. Gino’s, Pizzeria Uno, Giordano’s, The Art of Pizza bunlardan en iyi olanları. Hepsi de birbirine oldukça yakın. Gittiğinizde kapıdaki kuyruktan geldiğinizi anlıyorsunuz. Yaklaşık bir saat kadar sonra masanıza kavuşup lezzetle haşır neşir olabiliyorsunuz.

Bir diğer önemli Chicago sokak lezzeti Red Hot. Red Hot aslında Hot Dog ve Frankfurter’e Chicagolluların verdiği isim. Red Hot sipariş verirken yanında “the Works de isterseniz yani “red hot with the Works” derseniz yanında çiğ soğan, bir dilim salatalık turşusu, domates, acı biber ve hardal getiriyorlar.

Amerika’dan barbekü yemeden dönmek olmaz. Bizim kebaplar bir yana bu barbekü de Amerikalıların yemek sanatını, et sanatını konuşturdukları alan. Chicago da bunlardan biri elbette. Hele hele rib yani, kaburga / pirzolada muhteşemler. Amerika’da en çok tüketilen elbette domuz pirzolası ama kuzu ve tavuk da bulunuyor her yerde. İsteğe göre yarım veya tam yiyebilirsiniz. Burada bahsettiğim sırtın yarısı veya hepsi, yani 100 gram, 150 gram et değil bahsedilen. Et önce marine ediliyor, çoğunlukla içine çeşitli baharatlar yağ ile birlikte enjekte edilerek marine ediliyor, sonra ızgara ediliyor, sonra da üstü kapatılıp ateşi uzaktan alarak, kendi buharı ile tandır usulü pişmesi bekleniyor saatlerce. Birçok yer var Carson’s Rib en meşhurlarından biri. Ben Fat Jimmy’s (Şişman Jimmy’nin Yeri) de yedim. Pirzolamdan önce Türkçesine “Et didiklemesi” diyebileceğim bambaşka harika bir lezzeti keşfettim. Klasik Creon yemeklerinden. Bir güveç kabının altına kızarmış, fırınlanmış parmak patates konuluyor sonra bol miktarda iri doğranmış mozzarella peyniri ekleniyor üstüne Gravvy Sos boca edilip, tandırda pişmiş sırt ve but didikleniyor onun da üstüne domatesli, biberli kırmızı sos… Vay vay vayyyy... Yeme de yanında yat.

Bir başka Creol klasiği soslu tavuk kanadı. Buffalo Wings diye geçiyor. Chicago’nun en iyisi Jake Melnicks Corner Tap olarak kabul ediliyor. Jake en iyi olmaktan çok en acı tavuk kanadını satmakla övünüyor. Haliyle girdik oturduk. Menüde birçok seçenek var. Önce “hottest” olanı seçtim sonra “Ulan biz Çukurovalıyız. Amerikan acısı olsa olsa ne kadar olur ki” deyip “xxx” olarak tanımlanmış ve yanında da dünyanın en acı tavuk kanadı yazan ürünü istedim. Garson kız iri gözlerini daha da irice açıp “Emin misiniz?” diye sordu. “Eminim” deyince kulaklarına inanamayıp 3 kere daha sordu “Emin misiniz?” diye. Ben de Çukurova’ya ait özgüvenden damla eksilmeden hepsinde emin olduğumu belirttim. Kız benden günah gitti tavrıyla siparişi aldı, itti. Kızın tavrından kıllanmış olsam da hayatım boyunca acı yemekle övünen ve acıyı seven bir insan olduğumdan çok da önemsemedim. Ancak işin rengi tavuk kanadından daha ilk ısırığı alırken belli oldu. Sadece ağzım değil önce ellerim, sonra dudaklarım, sonra tüm vücudum acıdan yanmaya başladı. Ağzımdan, burnumdan salyalar fışkırıyor gözyaşlarım sanki çok sevdiğim birini kaybetmişim gibi sel olup akıyordu. Ve henüz topu topu bir tane kanat yemiştim. Soğuk içeceklerin yardımı ile erkekliğe ve Çukurovalılığa halel getirmemek gayreti ile 2 tane kanat daha yiyebildim. Ama o andan itibaren tıbbi olarak yememem gerektiğini düşündüm. Sanki beyin kanaması geçirecektim. Gözyaşlarım, salyalarım bile zehir gibi acı akıyordu. Lavaboya gidip soğuk su ile ağzımı burnumu yıkıyor ama soğuk suyu yedikçe acı daha da artıyordu. Hayatımda hiç böyle bir deneyimim olmadı umarım olmaz da. Acı tüm vücudumda 3 - 4 saat boyunca nefes aldırmamacasına sürdü inanın.

Chicago aynı zamanda çok güzel deniz ürünleri yiyebileceğiniz bir kent. Özellikle de kabuklular muhteşem. Biz daha önce de yazdığım gibi Navy Pier’de Buppa Gump’da bir şeyler yedik. Istakoz, midye, karides ne varsa artık. Hepsi birbirinden lezzetli idi inanın. Forest Gump filminde Forest’ın arkadaşı Buppa’nın restoranı olarak gösterilen bu mekân tüm kurgusu Forest Gump’a göre yapmış. Örneğin sipariş vereceğiniz zaman masadaki “Run Forest Run” tabelasını kaldırarak garsonu çağırıyorsunuz. Yemek sonunda, yemekte içtiğiniz içeceğin bardağını anı olarak size armağan ediyorlar. İlginç ve keyif verici bir konsept.

Bunun dışında hemen her ülkenin etnik mutfağını tadabilirsiniz Chicago’da. Meksika Mutfağı, Küba Mutfağı, İtalyan, Yunan, Alman, İsveç mutfakları en yaygın olanlar.

Son sözler...

THY Chicago’ya doğrudan uçuyor. Evet, Chicago alıştığımız turistik bir kent değil. Çok doğru pazarlama yöntemleri ve kent planlaması ile turistik hale getirilmiş. Hollywood’da çekilen neredeyse her 4 filmden bir tanesi Chicago’da çekiliyormuş. Bu da kentin tüm dünyada tanınmasına, bilinmesine sebep olmuş. Gezerken zaten bunu hissediyorsunuz, her yer tanıdık geliyor. Chicago mutlaka gidilip gezilmesi gereken yerlerden biri o kesin ama gezmekten çok yaşamak için seçilebilecek bir kent olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim.

>> Bu yazının fotoğrafları için TIKLAYINIZ.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.