Şubat ayı çocuklar için ayrı büyükler için ayrı anlam taşıyor. Ülkemizde ilk ve orta dereceli okullar ile liselerde 23 Ocak 2017'de başlayan sömestre tatili 3 Şubat tarihinde sona erecek. Biz büyüklere gelince, tarihi ne olursa olsun genelde “şubat tatili” diye anılan malum 15 günlük okul tatilinin yanı sıra, her ne kadar tüketim çağının uydurması diye yakınsak da bir türlü vazgeçemediğimiz 14 Şubat Sevgililer Günü yaklaşıyor! Laf aramızda biz hanımlar küçücük de olsa illa ki bir jest bekliyoruz aslında, “Ay benim için hiç bir anlamı yok” dediğimize bakmayın, ne bir buket çiçeğin ne de sevgiliye okunan bir şiirin, sessizce paylaşılan bir tebessümün asla kimseye zararı olmaz...

Senenin bu en kısa ayı yine dolu dolu geçeceğe benziyor. İlk iş olarak Emre Ülker'le HOME OFFICE&CONCEPT için gerçekleştirdiğimiz röportajımıza geçen sayıda kaldığımız yerden devam ediyoruz ve tabii ki ilk sorum bu sene hafta içine denk gelen Sevgililer Günü’yle ilgili oluyor.

Paris tüm dünyada aşıklar şehri olarak anılıyor, Sevgililer Günü’ne denk gelen haftalarda yılbaşı kadar olmasa da fark edilir derecede turist yoğunluğu yaşanıyor mu? “Paris'te 14 Şubat” tavsiyelerinizi paylaşır mısınız okurlarımızla?

Paris'in böyle bir imajı olduğu gerçekten de doğru. Dünyanın dört bir yanından gelen insanların romantik kaçamaklar için ya da evlenme teklifi için tercih ettikleri şehirler arasında Paris ilk sıralarda yer alıyor. Doğal olarak da Sevgililer Günü’nde de bir yoğunluk söz konusu oluyor. 14 Şubat'ı Paris'te geçirecek okurlara, özellikle kültürel aktiviteler ve akşam yemekleri için seçimlerini erken belirleyip, mümkünse önceden rezervasyon yapmaları gerektiğini hatırlatalım.

Tavsiyelere gelince, yapacak o kadar çok şey var ki... Şehrin park ve bahçelerinde ya da Seine Nehri kenarında yürüyüş yapmak. Montmartre, Quartier Latin gibi tarihi mahallelerde ya da Eiffel Kulesi'ni gören bir noktada gün batımını izleyerek keyif yapmak. Şairlerin, ressamların müdavimi olduğu Les Deux Magots, Closerie Des Lilas gibi meşhur bulvar kahvelerinden birinde bir kadeh şampanya içmek. 100 - 150 yıldır havası, dekorasyonu hiç değişmemiş tipik Fransız restoranlarından birinde ya da Seine Nehri'nde gezerken yemek de yiyebileceğiniz teknelerde baş başa bir yemek yemek. Keza, güzel bir konser, Lido veya Moulin Rouge'de bir revü şovu, klasik opera binasında izleyebileceğiniz bir bale ya da opera, bir jazz kafede canlı müzik, akla ilk gelenlerden...

Paris, dört mevsim turisti eksik olmayan bir yer. Yılbaşı haricinde genel olarak sıcak aylar ve okul tatillerine denk gelen dönemler Türk turistin de daha yoğun olduğu dönemler oluyordur herhalde, öyle değil mi?

Tabii tatil dönemleri, bayram tatilleri gibi tarihler normalden daha yoğun oluyor. Hatta bazı mağazalara veya Türklerin tercih ettikleri bazı lokantalara giriyorsunuz, bir bakıyorsunuz ki içerde herkes Türkçe konuşuyor. Mesela meşhur La Fayette Mağazası gibi bir yerde, Türkçe anons yapıldığını duyup şaşırabiliyorsunuz. Özellikle bayram dönemlerinde bu gibi durumlarla karşılaşılıyor. Okul tatillerine gelince, çocuklu aileler, ülkemize ve aynı şekilde Ortadoğu'ya en yakın eğlence parkı olan Disneyland'ı ziyaret etmek için Paris'i tercih ediyorlar. Paris'in en önemli avantajlarından birisi bu. Hatta Paris'e sadece Disneyland için özel olarak gelenler bile var. Kimileri de, 2 - 3 gün Disneyland'da kalıp, ondan sonra anne babaların da biraz gönlü olsun diye Paris'te birkaç gün geçirip öyle dönebiliyor. Sonuç olarak, bahsettiğim belli dönemlerde ve belli yerlerde Türk turist daha ağırlıklı oluyor.

Peki, mevsimlerden size daha çok keyif veren, sizin tercih ettiğiniz bir tanesi var mı?

Benim için özel bir ayrım söz konusu değil ama tabii hava durumunu göz önünde bulundurduğumuzda Paris için daha avantajlı zamanlar var. Zira Paris, Avrupa'da en çok yağmur düşen şehirlerden biri. Gerçi Fransa, genelinde, tıpkı bizim ülkemiz gibi iklimler konusunda avantajlı, dört mevsimi yaşıyor. Ama Paris için konuşacak olursak hava durumu şehrin tadını çıkarmak için elbette fark yaratıyor. Şehrin en güzel olduğu dönemleri soracak olursanız, nisandan başlamak üzere bahar ve erken yaz ayları benim her zaman tercih ettiğim dönemlerdir diyebilirim. Özellikle yakınlarıma, arkadaşlarıma veya daha önceden tanıdığım misafirlerime, yolcularıma tavsiye ettiğim zamanlar, genel olarak bu dönemi veya sonbahar başını kapsıyor.

Türk turistin ayırıcı bir özelliği var mı sizce?

Türk turist dediğimiz zaman bir genelleme yapmış oluyoruz tabii. Bence öncelikle turist ve gezgin arasında bir ayrım yapmamız gerekiyor. Turist deyince de, biraz daha bilerek ve ilgi göstererek gezen insanla, “check-in turisti” diye tanımlayabileceğimiz, mümkün olduğu kadar az paraya çok yer görmeyi isteyen ve “Sadece bir göreyim geçeyim” diyen insan arasında ciddi bir fark var. O açıdan baktığınız zaman, o turistin profili hiç değişmiyor, Amerikalı da olsa, Rus da olsa, Uzakdoğulu da olsa, onun amacı aynı: Gelip bir yeri gördüm, ben burada “görüldüm” diyebilmek. Yani sadece görmek değil, aynı zamanda internet üzerinde, sosyal medyada görülmek meselesi. Paris'te bir check-in'le, oradan paylaştığı bir fotoğrafla, “Eiffel fotoğrafım Instagram'da şu kadar beğeni aldı, Facebook'ta şu yorumu attılar” diyen ve bunu ön plana çıkararak, gezmekten, görmekten, öğrenmekten, tanımaktan ziyade şöyle bir üstünden geçmek niyetinde olan insanın profili hiç değişmiyor, milletler arasında bir fark yok.

Türk turistin ayırıcı özelliği dediğimiz zaman, gezgin ile turist arasındaki bahsettiğimiz fark ön plana çıkıyor. Türk gezgini, açık söylemek gerekirse, yabancı turiste göre daha açık fikirli ve farklı kültürlere daha meraklı olabiliyor. Biz çok kültürlülüğe müsait bir yapıda yetişmiş oluyoruz ülkemizde, böyle önemli bir fark var diyebiliriz. Ama bu tabii geldiğiniz çevreye, ne kadar gezdiğinize de bağlı. lk defa yurt dışına çıkan biriyle, onuncu ülkeye, yüzüncü şehre giden insanın profili veya ilgi alanları da aynı olmuyor. Birazcık kendi başına hareket eden insanla, biraz daha özel ilgi bekleyen insanın beklentisi ve profili de öyle. Tabii tutucu taraflarımız da var... Gerçi başka ülkelerde de yok değil, mesela Fransız turistler de, Amerikalı turistler de bazen çok tutucu olabiliyor. Örneğin bir Amerikalı turist geliyor, Paris'in yüzlerce, binlerce teras kahvesi yerine gidip Starbucks'a kapanıyor ya da Mc Donalds'tan yemek yiyip, Fransız mutfağından, buradaki kültürden tamamen habersiz bir şekilde, en azından kültürün bir parçasını hiç görmeden tanımadan diyelim, ülkesine dönebiliyor. Benzer şekilde, bence bizim de en tutucu tarafımız, damak zevki konusunda kendini gösteriyor.

Akdeniz'e doğru inildikçe bizim mutfağa daha yakın şeyler bulunuyordur diye düşünüyorum ama öyle midir?

Şöyle, İtalya'da, İspanya'da pek sıkıntı çekmiyoruz ama Fransa ve kuzey ülkelerinde biraz daha zorlanmamız söz konusu. Fransa, mutfağı çok geniş olan bir ülke, dünya mutfakları arasında Türk mutfağını da içine alan Osmanlı mutfağı ve Çin mutfağı ile birlikte, ilk üçün arasında ismi geçiyor. Ama Türk turist buraya geldiğinde, eğer biraz açık fikirli değilse, yiyecek bulmak konusunda bile zorlanıp bazen bana “Emre Bey, aç kaldık Paris'te” diyebiliyor.



Daha çok hangi ülkelerden turist gruplarını gezdiriyorsunuz, sadece Türklere mi tur yaptırıyorsunuz?

Ağırlıklı olarak Türklere hizmet verdiğim bir gerçek, çünkü anadilimde anlatım yapmak benim için de tercih sebebi. Ancak, İngilizce ve Fransızca da rehberlik yaptığım için birçok milletten ve çok çeşitli ülkelerden, mesela Amerika'dan, Kanada'dan, İsrail'den, İran'dan, Uzakdoğu ülkelerinden gelen insanlara da tur yapıyorum.

"Benim yaptığım rehberliğin aslında iki dalı var diyebilirim" demiştiniz sohbetimiz esnasında: "Bir tanesi biraz daha genel turiste, Paris'e ilk defa gelen turiste yönelik; şehir turlarını, Paris'in ön plana çıkan eserlerini, müzeleri, anıtları, vs. kapsayan, çeşitli eğlence yerleri veya çocuklara yönelik Disneyland Parkı gibi turları içeren klasik programlar... Bir de daha spesifik şeyler var: Öğrenci turları, sanat turları, kapalı gruplara yönelik turlar gibi..." Tıpkı benim gibi turizm jargonuna aşina olmayan okuyucularımız olabilir, kapalı grup kime denir, ne demektir detaylandırabilir misiniz?

Kapalı gruplar çok çeşitli şekillerde olabilir. Örneğin, bir banka özel müşterileri için bir gezi düzenlemiştir, bir şirket, bayilerine bir jest yapmıştır ya da belli bir fuar için gelmiş olan bir grup... Bu Paris Sanat Fuarı da olabilir, otomobil fuarı da. Hatta çok daha spesifik bir şekilde, mesela tek bir sergiyi gezmek için bile insanları buraya getiren, davet eden kurumlar olabilir. Keza okul gezilerini dahil edebiliriz. Bizde şimdi özel kolejler de projeler yapılıyor örneğin. Öğrenciler, gruplar halinde, mesela edebiyat üzerine bir çalışma yapıyorlar. Diğer bir gruptakiler resim üzerine... Okul da, bu proje kapsamında çocukları Paris'e getiriyor. Çocuklar, hem Paris'i tanıyor, hem de sanat akımlarından empresyonizmin en önemli eserlerini görebileceğiniz müzelerden biri olan Orsay Müzesi'nde proje konularıyla ilgili bilgi alıyorlar. Sonrasında da, hocalarının önceden hazırladıkları ya da o gün öğrendikleri konular veya gezip gördükleri eserler ile ilgili sunumlar hazırlıyorlar, sınavlar oluyorlar... Bu kadar detaylı, özel olabiliyor bir kapalı grup için hazırlanan program. İlk başta söz ettiğim genel turist gruplarının haricinde, ben bu tip spesifik gruplara da hizmet veriyorum. Kapalı gruplar da ilk başta konuşmuş olduğumuz, herkesin sunamadığı, uzmanlık gerektiren alanlardan bir tanesi.

Emre Bey, bizlere vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum. Bahsettiğiniz tur programlarınıza katılmak veya sizin rehberliğinizde özel bir Fransa seyahat programı organize etmek üzere size ulaşmak isteyenler olursa, sizinle nasıl iletişime geçebilirler?

Paris'i, Fransa'nın diğer bölgelerini veya geçen sayıda bahsettiğimiz Avrupa'nın başka bazı ülkelerini keşfetmek isteyenler, bunu bir rehber eşliğinde yapmak istiyorlarsa bana emreulker@gmail.com adresinden ulaşabilirler.

Son olarak Şubat - Mart aylarında Paris'e gelecekler için özellikle bir sergi, ya da bir etkinlik öneriniz var mı?

Benim kaçırılmamasını özellikle tavsiye edeceğim sergi, Fondation Louis Vuitton'da mart başına kadar devam eden Icones de l'art Moderne (Modern Sanatın İkonları) sergisi. Meşhur Chtchoukine koleksiyonuna ait eserlerin görülebileceği ender fırsatlardan biri. Aynı şekilde, Paris Modern Sanatlar Müzesi'nde müthiş bir Bernard Buffet retrospektifi var. Şubat'ta gelenler, bir de Picasso Müzesi'ndeki, Picasso - Giacometti sergisini kaçırmasın derim. Son olarak, şubat sonunda geleceklere de, Louvre Müzesi'nde ay sonuna doğru başlayacak olan Vermeer sergisini tavsiye ediyorum.

Emre Ülker'in önerdiği sergiler, bence de bu kışın en ilgi çekici etkinliklerinden! Bana da söyleyecek pek bir şey bırakmadı açıkçası, aklımdaki tüm önemli sergileri tek tek saydı diyebilirim. 

Louvre Müzesi'nin İrlanda Ulusal Sanat Galerisi (National Gallery of Ireland) ve Washington Ulusal Sanat Galerisi (National Gallery of Art de Washington) iş birliği ile gerçekleştirdiği Vermeer sergisi 1966 yılından bu yana Paris'te bu sayıda Vermeer eserini bir arada sunan ilk etkinlik: Sergi dahilinde ustanın 12 kadar tablosu yer alıyor (Ki bu da tanınmış tablolarının sayısının üçte birine denk geliyor). Sergi, Vermeer'in eserlerini diğer sanatçılarınkilerle birlikte ele alıyor ve aynı dönemin tabloları arasındaki plastik ve semantik ilişkiler çerçevesinde bizi 17’nci yüzyılın altın çağının Gérard Dou, Gerard ter Borch, Jan Steen, Pieter de Hooch, Gabriel Metsu, Caspar Netscher ve Frans van Mieris gibi önemli ressamlarıyla buluşmaya çağırıyor. 22 Şubat 2017'de açılacak sergi 22 Mayıs tarihine kadar Louvre Müzesi Napoleon Salonu'nda görülebilir.



Rehberimizin listesine ekleyeceğim iki sergi olacak benim de, naçizane. Üstelik şubatın ilk haftasında buradaysanız bir taşla iki kuş vurabilirsiniz, çünkü ayın başında sona erecek bu geçici sergilerden ikisi de aynı mekânda: Rivoli Caddesi’nde, Louvre Müzesi'nin hemen yanında yer alan Paris Dekoratif Sanatlar Müzes’nde (Musée des arts décoratifs de Paris). Birincisi 19 Ekim 2016 – 26 Şubat 2017 arasında izleyiciyle buluşan Bauhaus Ruhu (L’Esprit du Bauhaus) sergisi: 20’nci yüzyılın sanat ve tasarım alanında tartışmasız en önemli oluşum ve referanslarından biri olan, Mimar Walter Gropius tarafından plastik sanatlar, zanaat ve endüstriyi sentezleyen bir habitat ve mimari yaratma isteğiyle Weimer'da 1919 senesinde kurulan ve 1933'te Nazizmin yükselişiyle birlikte kapatılan Bauhaus Okulu’nu ele alıyor. Müze bu sergi ile kronolojik bir sunum yapmayı değil farklı bir açıdan bakmayı, çeşitli yaklaşımlar arasında diyalog kurmayı hedeflemiş.

Bauhaus Okulu’na ilham veren tarihsel verileri, örgütlenme biçimlerini, Uzakdoğu’dan Avrupa’ya ve günümüze uzanan bir çeşitlilik doğrultusunda sunuyor. Bu sergi kapsamında Bauhaus ruhunun günümüzdeki yankılarını bizle paylaşmak üzere sanatçı Mathieu Mercier’yi davet etmiş, Mercier de bu sergi için çağdaş sanatçı, tasarımcı ve modacıların eserlerinden bir seçki yapmış. Bu sergi, hem 20’nci yüzyıl hem de 21’inci yüzyıl sanat tarihinden çok önemli bir ders niteliğinde. Olur, da dersi kaçırırsanız, sergiyle aynı ismi taşıyan kitabı müzenin butiğinde bulabilirsiniz, bana sorarsanız kütüphanenizde yer alması gereken bir kaynak. İkinci sergi ise geçtiğimiz ekim ayında açılan “Jean Nouvel: Mimar mobilyalarım. Anlam ve Öz” (Jean Nouvel, mes meubles d’architecte. Sens et essence). Daha çok mimari tasarımlarıyla gündemde olan Jean Nouvel'in tasarladığı, anti-design kabul edilen mobilya ve nesnelerini görmek için önemli bir fırsat olan bu sergi, Nouvel için sadece bir retrospektif değil onun ötesinde apayrı bir anlam taşıyor; sergi içeriği belirlenirken mekanın mimarisi, tarihi ve koleksiyonu ile doğrudan bir bağ kurulmuş. Müze bizi Jean Nouvel'e ait bir evrene davet etmekle kalmıyor ünlü Fransız mimarin seçtiği mobilya ve nesnelerini sürekli koleksiyonların sergilendiği alanlarda ağırlıyor. Bu durum, Orta Çağ ve Rönesans salonlarının yanı sıra hem 17’nci ve 18’inci yüzyıla ait salonlarda hem de reklam ve grafik tasarıma ayrılmış alanlar gibi müzenin çeşitli galerilerinde bizi beklenmedik karşılaşmaların içine sokuyor. Rivoli Caddesi 107 numaradaki müzeyi Paris'e bir dahaki gelişinizde bir ara mutlaka gezin çünkü sürekli koleksiyonu da ayrı bir ilgiyi hak ediyor, ama Jean Nouvel'in mobilya tasarımlarını görmek için çok az bir süre kaldı. Sergi 12 Şubat 2017 tarihinde sona eriyor, kaçırmayın!
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.