Paris’te kış mevsimini iyiden iyiye hissettiğimiz günlerde, bir haftalığına Barcelona’ya kaçtık. Akdeniz şehirlerinin insanı ayak bastığı anda sarıveren sıcaklığını ne çok özlemişiz. Sadece güneşiyle değil insanları, balkonlarından rengârenk çamaşırlar, türlü türlü çiçekler sarkan evleri, neşeli sokakları ve tabii ki yemekleriyle Barcelona, en az 14 yıl önceki ilk seyahatimizde olduğu kadar sevdirdi kendini. Bu sevginin bir kaynağı da ocak ayında bile canlılığını koruyan kumsallarıydı. Her ne kadar kuzey ülkelerinin sakinleri gibi giysilerimizi çıkarıp denize koşamasak da güneşin altında, kumların üstünde, dalgalara karşı oturmak nasıl desem, yaz gibi güzeldi.

Akdeniz’le sarmaş dolaş gezerken, bu ülkeden çıkıp dünyaya mal olmuş ustalara uğramamak olmazdı. Barcelona’da Picasso ve Joan Miró’ya, Figueres’te Salvador Dali’ye... Her biri şaşırtıcı, merak uyandırıcı, ilham veren ve yaşamak için iştahımızı artıran ziyaretlerdi.

Daha Paris’e dönüş yolundayken, tadı damağımda kalan bu gezintileri sürdürmeye niyet etmiştim. Ve ayağımın tozuyla hemen o hafta sonu soluğu Barcelona’da ilk dönem eserlerini görme fırsatı bulduğum Picasso’nun Paris’teki “evi” olan Hotel Salé’de aldım. 1985 yılından bu yana sanatçının 3 binden fazla eserinin sergilendiği Picasso Müzesi, Paris’in Marais bölgesinde yer alıyor. Tavsiyem, burayı gezecekseniz en az 3 - 4 saatinizi ayırın. Yorulduğunuzda ise müzenin parizyen çatılara bakan kafesinin terasında bir kahve için. Hatta müzenin kafesine Marais gezintileriniz sırasında yalnızca kahve bahanesiyle bile uğrayabilirsiniz. Ben de yaklaşık 5 saatin sonunda, artık yorgunluktan hakkını vererek göremediğim birkaç salonu da sonraki seferlere bırakarak Picasso’yla vedalaştım.

Aslında sanatçının yaşamını ve eserlerini içeren 2 büyük müzeyi birbiri ardına gezmemin, bu kadar satırda hala bahsetmediğim bir hedefi de vardı sevgili okur; o da 7 Ekim’de Grand Palais’de açılan ve 29 Şubat’ta sona erecek olan “Picasso.mania” sergisini sizler için yazabilmekti...

Picasso.mania: Çağdaş sanatta Picasso etkileri

İnsanı her karşılaşmasında istisnasız şaşırtan Picasso, 91 yaşında bir yıldız olsa ve bu yıldızın tozları rüzgârda uçuşarak çağdaş sanat eserlerine serpilse ne olurdu? Grand Palais, Georges Pompidou Kültür ve Sanat Merkezi (le Centre Pompidou) ve Paris Picasso Müzesi’nin (Musée national Picasso-Paris) iş birliğiyle düzenlenen Picasso.mania sergisinde işte bunu görüyoruz. Sergi Picasso’nun çağdaş sanat dünyasında edindiği yeri ve bu dünyaya etkilerini David Hockney, Andy Warhol, Roy Lichtenstein ve Erró gibi usta isimlerin çalışmalarıyla birlikte sunuyor. Sanatçının önce yerilen, ardından “kutlanan” eserlerinin yanı sıra, çalışmalarına yapılan göndermeler, saygı duruşu niteliğindeki yapıtlar ve kimi birebir kopyalar, izleyiciyi bol duraklı, bol sürprizli bir yolculuğa çıkarıyor.

Aslında daha 2009 yılında Grand Palais, Picasso şerefine düzenlenen bir başka sergiye ev sahipliği yapmıştı. Bu sergi, Picasso’nun Rembrandt, Ingres, Delacroix ya da Manet’ten esinlenen eserleri üzerinden gerçekleşmişti. Bu seferki sergi ise bir usta-çırak ilişkisini anlatmaktan ziyade 60’lı yıllardan bu yana belli başlı çağdaş sanatçıların, Picasso’ya yaptıkları göndermeler aracılığıyla onunla oynadıkları, kimi zaman dalga geçerken, kimi zaman da tam tersine ustayı onurlandırdıkları ve bitmez tükenmez enerjisine saygılarını sundukları anları göstermeyi amaçlıyor.

Tahmin edersiniz ki sanat tarihi, uzun yaşamında yolu birçok akımdan geçen bu çılgın bakışlı dâhinin varoluşunun bir yansıması olan ya da o varoluşa bir tepki sonucunda ortaya çıkan pek çok eser içeriyor. Kendi adıma, Grand Palais ziyareti öncesinde Picasso’nun dünyasında iki hafta süreyle bulunmuş olmak, sergideki her bir eserin gözümdeki anlamını derinleştirdi. Ve ne yalan söyleyeyim, merakım azalacağına, daha da arttı...

Dinamizm ve tutku, dâhilikle birleşirse...

Picasso.mania’da gördüğümüz birbirinden farklı tarzlardaki yorumlar, sanatçının evrensel beğenilere hitap eden stilini ve dünya çapındaki tanınırlığını bir kez daha gözler önüne seriyor. Afrika’dan Çin’e geniş bir coğrafyaya yayılan bu eserler, aslında Picasso isminin neden modern sanatla bir tutulduğunu da açıklıyor.

Sergi alanına girdiğinizde dev bir Pablo Picasso, üzerinde herkesin bildiği Breton çizgili tişörtüyle kolunu kaldırmış sizi selamlıyor. İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan’ın yaptığı heykel, Picasso’nun Walt Disney’in Mickey Mouse’u gibi kamuya mal olmuş bir figür haline gelmesini vurguluyor. Ziyaretçi, Disneyland’da gülücükler saçarak dolaşan Mickey ve Minnie’lerle yaptığı gibi, burada da Picasso’nun elini tutabilir, birlikte fotoğraf çektirebilir ve sanatçıyla paylaştığı bu kareyi tatil anılarının arasına ekleyebilir.

Picasso’nun çalışmaları, karşı konulmaz enerjisiyle günümüz sanatçılarının kolaylıkla iletişim kurabilecekleri ve yorumlayabilecekleri bir nitelik taşıyor. Şu kesin ki yaratıcı gücünün peşinden giden kişinin yolu, sanat yolculuğunun bir noktasında mutlaka Picasso ile kesişiyor. Ondan sonra ister yol arkadaşlığı olsun, ister kısa soluklu bir ilişki, bu eserlerden havaya dağılan yıldız tozlarından o sanatçı adayı da bir şekilde, nasibini alıyor.

Sergiden birkaç kare...

1907’de Picasso, “Avignonlu Kızlar” (Les Demoiselles d’Avignon) tablosunu yapar. Barcelona’daki bir genelevde çalışan kızların hafızasında bıraktığı izleri resmeden sanatçı, tuvaline o dönem ilgi duyduğu Afrika kültüründen parçalar eklemeyi de ihmal etmez. Normal ölçülerle ilgisi olmayan bedenleri, yüzü bir Afrikalı gibi karayken gövdesi soluk beyaz renkli kadın figürleri ve Afrika yerlilerinin maskelerinden takmış kahramanlarıyla “Avignonlu Kızlar”, fazla erotik ve hatta agresif bulunur. 800 küsur taslak çalışmasının sonucunda ortaya çıkan ve kübizm akımının sanat dünyasındaki ilk kıvılcımları arasında sayılan eser, yıllar geçtikçe çağdaş sanatçılar tarafından sıkça işlenen bir konu haline gelir. Picasso.mania sergisinde bu yorumlardan pek çoğunu görmek mümkün. Faith Ringgold’un, Picasso’yu kendi stüdyosunda “Avignonlu Kızlar” üzerinde çalışırken resmettiği “Picasso’nun Stüdyosu” (1991) isimli eseri de bunlardan biri. Ringgold tablosunda, bir yandan Picasso’nun sanatçı olarak varlığını ön plana çıkarırken, bir yandan da modellerin feminenliğini ve tüm ortama yayılan Afrika esintilerini vurgular.

Böyle bir sergi “Guernica”sız olamazdı elbet... Picasso’nun başyapıtı, İspanya İç Savaşı sırasında bombalanan ve 1654 kişinin hayatını kaybettiği Guernica Kasabası’nı resmeder. “Guernica”, zaman içerisinde tüm dünyada sosyal ve politik bir simge haline gelir. Paris’te açılacak bir teknoloji ve sanat fuarı için savaşı anlatan bir resim yapması istenen Picasso, savaşa karşı düşüncelerini ve kasabada yaşanan acı olayın içinde yarattığı hisleri “Guernica” da ortaya koydu. Savaşla birlikte kentlere, evlere, insanlara hakim olan kaos, çaresizlik ve acının kübist yaklaşımla verildiği eser, savaş karşıtlığının simgesi olarak yıllar boyunca gerek sanat çevrelerinde gerekse siyasi ortamlarda pek çok kez kullanıldı. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de, Cezayir doğumlu sanatçı Adel Abdessemed’in 2012 yılında kahve tonlarının hakim olduğu bir kompozisyona kurguladığı “Kim Korkar Hain Kurttan?” (Who’s afraid of the big bad wolf?) eseridir. İsmini Disney’in "Üç Küçük Domuz” (1933) isimli çizgi filmindeki bir şarkıdan alan eser, Picasso’nun “Guernica”sı ile aynı ölçülere (363 cm yüksekliğe ve 779 cm uzunluğa) sahiptir.

Eserde, birbiri üzerine binen doldurulmuş yüzlerce vahşi hayvan parçası, sessiz haykırışlarla bakan gözler, yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgiyi hatırlatan sönmüş bakışlar, en az ilham kaynağı başyapıt kadar dehşete düşürür insanı. Yine orijinal Guernica’da olduğu gibi, bir yandan gözleriniz karşılaştığı bu acı ve kargaşadan bir an önce uzaklaşmak isterken, diğer yandan daha da yaklaşmayı ve hiçbir ayrıntıyı kaçırmamak için uzun uzun bakmayı arzu eder. Abdessemed hem eseri için seçtiği isim hem de iç içe geçmiş bu anlam katmanlarıyla, Guernica’nın da her bir köşesiyle desteklediği “İnsan insanın kurdudur,” sözünü hatırlatır.

Serginin en renkli bölümlerinden biri ise popüler sanata (pop-sanatı, pop-art) ayrılan salon. 1960’larla birlikte ortaya çıkan pop-sanatı, 30’lu yıllarda yapılan eserleri kendine has yaklaşımıyla yeniden ele alırken, Picasso’nun Dora Maar çizimleri de bu yorumlardan nasibini almış elbette. Serginin bu bölümünde, Picasso’ya popüler kültürün herhangi bir ikonu, bir tüketim nesnesi gibi yaklaşan Roy Lichtenstein, Claes Oldenburg ve Andy Warhol’un ustayı kendi görsel dağarcıklarıyla yeniden yorumlamalarını görebilirsiniz.

Şunu belirtmeden geçemeyiz ki Picasso ile ilişkilerini yorumlayan, eserlerine göndermeler yapan ve onu çağrıştıran çalışmalar ortaya koyan sanatçıların yaptıkları, ustayı takdir etme ya da onun tarzını benimsemenin ötesinde bir yaklaşımı sergiliyor. Örneğin, kübizme verilen yanıt bir kübizm ressamı tarafından kübist bir yaklaşımla değil, çağdaş bir yaklaşımla, çağdaş bir sanatçıdan, David Hockney’den geliyor. 1981 yılında, eline bir Polaroid fotoğraf makinesi alan sanatçı, kübizmi yeniden yorumlamak için bu tamamıyla modern aracı kullanmış. Sanatçının “Still Life Blue Guitar” isimli eseri de yine Picasso’ya bir saygı duruşu olarak ortaya konan önemli çalışmalar arasında sayılıyor.

50 yılı aşkın sanat hayatı boyunca binlerce eser ortaya koyan Picasso’ya, 1959 yılında yani 78 yaşındayken verdiği bir röportajda, “Resim yapmayı sürdürecek misiniz?” diye sorulur. “Elbette,” diye yanıt verir sanatçı, “bu, benim çılgınlığım.”* Serginin bir noktasında, içimden şu sözcükler geçiyor: İnsanı yaşlandıran, tutkusuzluktur. Hayatı boyunca çocuksu merakını, yeni bir şeyler deneme hevesini, içindeki yaratıcılığı, tutkuyu korumalıdır insan. Her nerede olursan ol, her ne yaparsan yap, bir kere tutkunu kaybettin mi, yaşın başın fark etmez, bir anda çökersin, ta ki yaşama hevesini, içindeki tutkuyu yeniden keşfedene dek. 90’ıncı yaşını kutlarken gözleri hala, aklına çok ilginç bir şey gelmiş ya da müthiş bir şey keşfetmek üzereymiş gibi müthiş bir ışıkla parlayan Picasso’ya bakarken, bunları düşünmemek elde değil...

Şubat ayında yolunuz Paris’e düşerse, şehrin romantik dokusunu doyasıya yaşayın evet ama Picasso çılgınlığına kapılmayı da ihmal etmeyin. Dinamizmi ve tutkusuyla insana enerji katan sanatçının dünyasında geçireceğiniz her saat, sizi içinizde var olan yaratıcı ruha bir adım daha yaklaştıracak.

>> Bu yazının fotoğrafları için TIKLAYINIZ.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.