Geçen ay, İNFOYAPI’da (infoyapi.com) bir haber yayımlandı. Haberin başlığında “Çukurova konut satışında rekor kırdı” yazıyor, spotunda da şöyle deniyordu:

“Türkiye genelinde 2016’daki konut satışları bir önceki yıla göre yüzde 4 artarken, bu rakam Çukurova’da yüzde 7 düzeyinde gerçekleşti. Sektör temsilcileri, artışın rekor düzeyde olduğunu belirtti.”

Bu haberi okuyunca mutlu oldum. Beraberinde onlarca sektörü taşıyan, iyiye de kötüye de sürükleyip götüren bir sektör için, “ülke olarak kritik bir dönemeçten geçtiğimiz şu günlerde” böyle umutlandıran haberler duymak, içinde olumlu anlamda “rekor” sözcükleri görmek sevindirici; bu güzel haberlerin bölgemizden gelmesi daha da sevindirici.

“Demek ki” dedim kendi kendime, “Koşullardan şikâyet eden, birilerinin bir şeyleri değiştirmesini bekleyen, olumlu gitmeyen şeyler için sürekli başkalarını suçlayan insanlardan başkaları da varmış memlekette. Varmış ki, en olumsuz zamanlarda bile olumlu haberler okuyabiliyoruz.”

Son birkaç yılda içeride ve dışarıda yaşanan gelişmeler, ekonominin durumu herkesin malumu. Normal bir zamanda bu manzaraya baksak, hemen oturup ağıt yakmaya başlamamız gerekir. Ancak, her dönemi kendi içinde değerlendirip, o zamanki koşulların normalini oluşturmak ve her şeyimizi o normaller çerçevesinde planlamamız gerekiyor sanırım. Böyle düşündüğümüzde, bu şekilde yaşamaya başladığımızda kara bulutlar dağılmıyor belki ama beyhude bir iyimserlikle (ya da kötümserlikle) kara bulutların dağılmasını bekleyip, zaman ve enerji de kaybetmiyoruz.

Altında, William Arthur Ward imzasını gördüğüm güzel bir söz var: “Karamsar rüzgârdan şikâyet eder, iyimser rüzgârın değişmesini bekler, gerçekçi ise yelkenlerini rüzgâra göre ayarlar.”

Piyasa koşullarının köklü denebilecek değişimler gösterdiği böyle dönemlerde, iş insanlarının alacağı kararlar sadece kendilerinin değil, içinde bulundukları sektörün de yarınlarına bir anlamda yön veriyor. Hele de lider konumundaki iş insanlarının aldığı kararlar!.. Ya da… Böyle dönemler yeni liderler yaratıyor.

Bu konu, güzel bir konu… Üzerinde saatlerce konuşulabilecek, sayfalarca yazılabilecek bir konu… Bu konu, insanı ürküten, korkutan, heyecanlandıran, coşturan, her türlü duyguyu yaşatmaya muktedir bir konu… Ama sayfam küçük, yerim dar! Yazımı (şimdilik) Charles Darwin’in güzel bir sözü ile bitireyim:

“Türlerin en güçlü, en zeki olanı değil, değişime en çabuk uyum sağlayanı hayatta kalır.”

Ulu Camii ve Ziyapaşa Parkı



Geçtiğimiz haftalarda Instagram sayfamda bu fotoğrafı paylaştım ve altına da, “Bana bir şeyler oldu. Göze mi geldim nedir?!.. Eskiden cuma, hadi bilemedin cumartesi akşamı gelirdim eve... Kapıdan girer girmez dünyanın en miskin, en yavaş adamı olur ve kesseler çıkmazdım dışarı pazartesi sabahına kadar. Şimdilerde, ‘Eser kalmadı o miskin halimden’ desem, elbette kuyruklu bir yalan olur ama...

Fırsat buldukça da çıkıp, üç beş adım atıyor, yürüyorum bol bol. Yanımda makinam olunca da, biraz fotoğraf çekmeye gayret ediyorum... Bazen ışık, bazen gölge, bazen şans yardım ediyor, kafam boşalırken gönlüm doluyor güzel renklerle, anılarla.” cümleleri ile başlayan üç beş satır bir şeyler yazdım.

Aynen öyle! Pazar günleri, ne yapıp edip dışarı çıkmaya çalışıyor, bol bol geziyor, uzun uzun yürüyorum. “Nerelere gidiyorsun?” diye soracak olsanız net bir cevap veremem, “Kafa nereye, ben oraya” deyip, o sorunuzu geçiştiririm sanırım.

Ancak… Ulu Camii’nin oraları da söylemeden edemeyeceğim. Şu soğuk kış günlerinde, hele de hava açık ve güneşliyse, Adana’nın en sakin, en huzurlu yeri tam da burası sanırım. Bir tabureye ilişip, bir çay söyleyip sırtını kış güneşine vermek, hafta içinin tüm koşuşturmalarını, stresini telaşını bir daha hiç yaşanmayacakmış gibi uzaklarda bir yerlerde bırakmak, unutmak, yok etmek… Harika bir duygu!

Bu harika duyguyu yaşamak; zamanın yavaş aktığı, her saniyenin, her dakikanın hakkı verilerek, doya doya yaşandığı bu güzel yeri görmek için, kendimize biraz zaman ayırmak, tembellik etmeyip evden çıkmak yeterli.

(Tembellik etmemek?.. Pazar günleri dışarı çıkıp yürümek?.. Aman tanrım, neler diyorum ben böyle?!.. Gerçekten de bana bir şeyler oldu!.. ;)))


Çok da müşkül bir durum değil be!

Her bir yanı buram buram pazarlama, satış kaygısı, çabası, planı kokan günleri var yılın... Hani abartıldıkça abartılan, içinde az ya da çok var olan samimiyet duygularını bile erozyona uğratmaya meyyal günler... İşte o dönemlerden birine daha salimen vasıl olduk. Ocak sonu, şubat başı gibi kutsal ;))) Sevgililer
Günü telaşları başlar. Herkes iyi kötü kapılır bu telaşa; hiçbir şey yapmasa ve hatta yapmaya niyetli bile olmasa da kafası meşgul olur durduk yerde!

Sevgi, saygı, tarihsel ya da dini, milli, insani değerlerin satış ve pazarlama aracı olarak kullanılmasına gönlümün bir yanı “Olmamalı; yanlış!” dese de, diğer yanı olumlu tarafından bakıp, “Olabilir tabii ki.” diyor. Öyle çok afili bir hediye olmasına gerek yok, birkaç tane gül ile sevgilinin gönlünü hoş etmenin nesi
kötü olabilir ki?.. Ve o gülü satan çiçekçinin, dükkânının önüne “Özel Sevgililer Günü güllerimiz
gelmiştir” yazmasının ne sakıncası var?..

Diğer hediyeler, o hediyeleri satan iş yerleri için de durum bundan çok farklı değil. Her satıcı kendi  tarzına, eğitimine, kültürüne, pazarlama anlayışına, bütçesine göre bir şeyler söylüyor neticede...

Bazı markalar ya da satıcılar abartmıyor mu?.. Abartıyor!

Saçmalamıyor mu?.. Saçmalıyor!

Komik duruma düşmüyor mu?.. Fazlasıyla düşüyor!

Bu durumlarda n’apacağız peki?..

Hiç! Yapacak hiçbir şey yok. Güleceğiz, kızacağız… Şaşıracağız ve “Yok artık!.. Bu da iyice abartmış, iyice saçmalamış!” deyip, hemen Twitter’da, Facebook’ta filan paylaşıp, arkadaşlarımızı da şahit tutacağız düşüncelerimize, duygularımıza.

Yani… Öyle dert edecek, çok da müşkül bir durum yok ortada.

Böyle ölçünün kaçtığı işlerde, zamanlarda Paracelsus’un o güzel sözü gelir aklıma:

“Zehri zehir yapan dozudur.”

Olumsuz olanları saymıyorum bile… Güzel, şirin, faydalı, son derece iyi niyetli de olsa, ne yapılırsa yapılsın, ölçüsü tutturulamıyorsa, abartılıyorsa, tüm anlamını yitiriyor, rahatsız edici oluyor. Reklamlardaki, iyi-kötü, zarif-kaba, doğru-yanlış, güzel-çirkin, yaratıcı- saçma, zekice-aptalca, gerekli-gereksiz gibi işler de böyle durumlarda kendini gösteriyor galiba?..

"Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış. Kendi yolumu çizdiğimde anladım."
Can Yücel
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.