Sema Soykan’a dair...
Sema Soykan… Adanalı bir girişimci, iş kadını ve şair-yazar… 2014 yılında “Aşka Dair” adlı şiir kitabı ile adım attı edebiyat dünyasına ve yaklaşık iki yıl sonra da “Aşk Her Kadına Yakışır” adlı romanını okuyucularıyla buluşturdu.

Sema Soykan, Sheraton Adana Oteli’nde zaman geçirmeyi; bahçede, lobide kitap okumayı, çalışmayı çok seviyor. Biz de bir öğle saatinde Sheraton Adana Oteli'nde, yönetiminde yer aldığı bir STK'nın organizasyon hazırlığı öncesi yeni romanı ile ilgili çalışırken yakaladık Sema Soykan’ı ve biraz sohbet ettik. Yazar kişiliğinin dışında tanımaya, yeni projeleri hakkında bilgi almaya çalıştık.

Mesela ileride evini, modern köy evine dönüştürmek istiyormuş. Şiir yazarken sufi müziği dinliyormuş… Hatta sırf bu yüzden “Aşka Dair”in ilk imza gününü ney ve kanun eşliğinde yapmış. Müziğe olan tutkusu da çok büyük, öyle ki ölmeden önce yapılacaklar listesinde ut çalmak var.




Sema hanım, Adana maceranız nasıl başladı ve Adana’da kalmaya devam edecek misiniz?


1990’da üniversite için geldim Adana'ya. Ardından mastır yaptım ve evlilik, iş hayatı, çocuk  (Kızım Sude)… Özetinde 26 yıldır bu toprakta yaşıyor, nefes alıyor, büyüyorum. "Karnının doyduğu yer vatanındır" sözünden daha fazlası olmalı fikrimi; "sadece hayatını yaşadığın değil, mutlu olduğun, sana hayatı yaşatan yer insanın vatanıdır" felsefemle birleştirmek istiyorum. Bu bağlamda Adana bana çok şey kattı, ben de gerek istihdam sağlayarak, vergi ödeyerek, gerekse STK'larda etkin görevler alarak, kültürel/sanatsal ve yardım organizasyonları yaparak katkı sağlayabiliyorsam ne mutlu bana. Ama Adana'nın, her geçen sene aldığı göçler, muhalif partinin yönettiği kent olması nedeniyle ekonomik anlamda desteklenmemesi, ayrıca da ülkemizin son yıllarda kültüre, sanata olan duyarsızlığının doğal yansımaları nedeni ile yoksunlaştığının ve yoksullaştığının altını çizmek isterim.

Pek çoğumuzun olduğu gibi benim de ileride yaşamak istediğim Ege sevdam var. Ancak uzun bir süre hayal olarak kalacağa benziyor. Ama Alaçatı, Bodrum gibi popüler yerlerden ziyade daha bakir kalmış yerlerde yaşamayı yeğlerim. Olmazsa olmazım; tarihi dokunun hâlihazırda  hissediliyor olması… Assos ve Adatepe gözüme kestirdiğim yerlerden bazıları.



“Alfa Grubu'nun yayınevinden roman çıkarmaya ahdettim.”


Kitap çıkarmaya nasıl karar verdiniz?

İlk ve en önemli olanı; 6 yıl önce ağır bir şekilde geçirdiğim Romatoid Artrit.

Doktorumun, kafamı dağıtmak için okumamı, yazmamı önermesi ve zorunlu okuttuğu İrwin Yalom'un "Bu Günü Yaşama Arzusu" kitabı sonrası kendimi, hayallerimi sorgulamam.

Üniversitede matematik ağırlıklı bir bölümü (Peyzaj Mimarlığı) okuduğum için ortaokul-lise dönemimden yarım kalan edebiyat aşkımın depreşmesi.

Eski Türkçeye ve tarihe, araştırmaya olan merakım da ilave olunca, halim ahvalim bu. Elbette ki biraz da başarma hırsım ve azmim…

Şiir kitabını bastırmak için kapısını çaldığım Türkiye'nin en önemli yayınevlerinden biri olan Alfa Grubu'nun, şiiri basmayı reddetmesi sonrası, o yayınevinden roman çıkarmayı ahdetmem. Bu sebeple olabildiğince hatasız, çarpıcı bir kurguyla karşılarına çıkmam gerektiğinin farkındalığıyla uzun, özveri isteyen süreci zevkle yaşamam. Ve ardından, Alfa Grubu ile 10 yıllık sözleşmeye imza atmanın gururu ile daha iyi, çarpıcı bir romana imza atmak için daha da yorucu bir sürece başlamam.

Kendi kendime, "Çıtayı nasıl yükseltebilirim?" sorusuna, içimde sakladığım, bir soru ile gün yüzüne çıkmayı bekleyen cevabım; "Tarih yazmalıyım. Çerkes Soykırımı’nı anlatmalıyım."

Velhasıl içimden gelen sesleri, yüreğimden geçenlerin uzantısı olduğunu bildiğimden, dikkatle dinliyor, ziyadesi ile ciddiye alıyorum.



“Aşka Dair" ve "Aşk Her Kadına Yakışır" kitaplarınızda size ilham veren şey neydi?


İki kitapta da ortak olan şey; AŞK… Ama bu salt karşı cinse duyulan aşk olarak addedilmesin. Benimki, geçmişte yarım kalmış edebiyat sevdamın, geçirdiğim bir rahatsızlık sonrası, "Kendim için ne yapıyorum?" sorusuna verdiğim yanıtın "hiçbir şey" olması ve bu yanıtın sonradan "yazmalıyım" a dönüşmesi ve sonrasında bu yanıtın hayatımın zaman dilimi olarak yarısına, amacı olarak çoğuna hükmetmesi sonucu tamamlanma çabası diyebilirim.

Boş zamanlarımı doldurmak için değil, boş zaman yaratmak için çabaladığımda, yazmak için her sabah beşte, altıda kalkmaya başladığımda anladım ki bu sadece hobi değil, bir nevi amaç.



Yeni bir kitap düşünceniz var mı? Okurlarınıza buradan müjdeyi de verelim…


Evet... Açıkçası "Aşk Her Kadına Yakışır" bittikten sonra birkaç ay ara vermeyi düşünmüştüm. Çünkü son bir kaç ayda, özellikle de yayınevi romanı biraz uzun bulup kısaltmamı söylediğinden sonraki kısaltma sürecindeki ciddi göz yorgunluğumdan ve gözümde çıkan arpacıkların inatla peşi sıra çıkmasından sonra...

Kendimi nasıl kaptırmışsam 500 sayfanın üzerine çıkmışım. Çok kalın ve buna orantılı olarak fiyat segmenti yukarıda olan yeni romanların okunurluğunun az olması istatistiğinden yola çıkarak, hakikaten yorucu olan kısaltma sonrası 395 sayfada mutabık kaldık.

Son tuşa basıp, romanın dosyasını yayınevine attığım günün hüznü ve ertesi gün itibari ile yaşadığım boşluk beni arayışa itti. Bir süre, bir internet portalında (TurizmGM), kendi köşemde yazdım ve sosyal medyadaki paylaşımlarıma ağırlık verdim. En nihayet, tahmini 20 gün sonra yeni roman için araştırma yaparken buldum kendimi.

Çerkes Soykırımı'nı anlatacağım, yaşanmış olayları kurgu dâhilinde ele alacağım, elbette ki içinde aşkın da olacağı bir roman…

Geçen sene 21 Mayıs'ta (Çerkes Sürgünü Anma Günü ve yıldönümü) okuduğum haberler sonrası internette Çerkes Sürgünü ile ilgili kısa bir araştırma yapmıştım. O gün, “Aşk Her Kadına Yakışır”dan sonra bu konuyu ele almaya karar verdim. Bu kararda anne ve baba tarafından Çerkes kökenli olmamın, bu kültüre aşina olmamın etkisi de büyük. 

Yaklaşık 8 aydır yoğun bir şekilde araştırıyorum. Araştırdıkça dipsiz bir kuyunun içine düştüğümü fark ettim. Gerek konunun hassasiyeti, gerekse tarih içerikli olması, hata yapma şansı tanımıyor. Ancak 150-200 yıl önceki olayları ve yaşamları irdelemek düşündüğümden daha zor oldu. Doğru bilgi ve verilere ulaşmak bâbında…

Sahaflardan hatırı sayılır kitap topladım. Artı, internet ve Kafkas Dernekleri aracılığı ile pek çok araştırma sonuçlarına ve araştırma tezlerine ulaştım. Özetle; Rusya'nın, Osmanlı'nın, İngiltere'nin sürgün üzerindeki etkilerini, savaş süresince yaşananları, başlangıçtan göç sonuna kadar ki süreçte Çerkeslerin yaşadıklarını mümkün olduğunca tüm çıplaklığıyla ele almaya çalışacağım. Ancak tarihçi olmadığım için elbette ki haddimi aşmadan... Bir kurgu dâhilinde, roman bütünlüğü içinde... Hem kendime hem de yazarı olduğum Alfa'ya; hem Çerkeslere hem de kıymet verip okuyacak okurlara yakışır güzellikte olması en büyük hayalim ve de amacım.

“Ben bu hisse resmen aşığım.”

Şunu itiraf etmeliyim ki araştırmaya başlarken bu kadar zor olacağını düşünmemiştim ki kolayına zor demem ama hakikaten biraz zorlanıyorum. Ama en güzel tarafı insanı sürekli araştırmaya itmesi. Bir tarih veya bir yer ile ilgili arama motorunda araştırma yaparken de, saatler sonra kendimi ya bir padişahı araştırırken, nasıl olduğunu anlamadığım şekilde bir bilim adamını, küresel ısınmayı, Marshall Paketi'ni okurken buluyorum. Ve bu bilgileri sosyal medya hesaplarımda paylaşıyorum. Benim için galiba en güzeli de bu. Muhteşem bir genel kültür edinme imkânı tanıyor olması ve ben bu hisse resmen aşığım. Kısmetse seneye bu zamanlar
romanı tamamlamış olurum. Dileğim 2017 bitmeden romanın raflarda olması. 

Şunu da belirtmek isterim ki zamanımın çoğunu alan tempolu bir işim var ve yaklaşık 22 yıldır yaptığım  mağazacılığı da bir o kadar seviyor, emek veriyor ve önemsiyorum. Kadınları giydirmek, hayatlarının bir parçası olmak çok keyifli... Hayatlarının bir parçası diyorum çünkü bizim için amaç, salt ürünün satışını yapmak değil, aldığı ürünleri işiyle, kişiliği ve de ihtiyacı ile örtüştürüp anlamlandırmak demek. Mağazacılıkta ki çalışmalarımı da sadece alıp satmak ile sınırlandırmıyorum. Ara ara koleksiyon için tasarım yapıyor, Herry'nin koleksiyon hazırlığı sürecine de elimden geldiğince dâhil olmaya çalışıyorum. Zira firma ile uzun soluklu ve sıkı ilişkilerimizin olması nedeni ile salt bir bayi olmaktan ziyade, kendimi Herry ailesinden biri gibi hissediyorum, hissettiriliyorum.



Yazarken ilham perinizin gelmesini mi beklersiniz, yoksa siz yazmaya başlayınca mı ilham periniz gelir?


Özellikle geceleri… Kurguyla ilgili fikirler genelde ışığı kapattığımda, kafamı yastığa  koyduğumda geliyor. Ve sabahına unutacağımı bildiğimden ki yüzde 99 öyle oluyor, bu yüzden kalkıp not alıyorum. Uykum dağıldığı için de gecikmeli uyuyorum. Ama sabah erken saatleri yazmayı prensip edindiğim için genelde sabahları yazıyorum. 

6 yıldır televizyon izlemiyor olmamın zamanımdan çalamayışının etkisini de yadsıyamam.

"Yazmak için çok ama çok okumak lazım"

Okumayı mı daha çok seversiniz yazmayı mı?

Bir üstadım; "Yazmak için çok ama çok okumak lazım" demişti. Yürekten katılıyorum, zira çok okumak insanın ufkunu genişletiyor. Daha fazla araştırmaya itiyor. Araştırmak da daha fazla kültürel edinime ve daha fazla sorgulamaya... Bir nevi farkındalığımızın artmasına... TurizmGM internet portalındaki köşemde ilgimi çeken konuları kaleme almamın altında yatan diğer bir sebep bu. 

En sevdiğiniz şair/yazar kimdir?

Daha önce de ifade ettiğim üzere eski Türkçeye ve tarihe olan merakım yüzünden Peyami Safa, İskender Pala, Sabahattin Ali. Yabancı yazarlardan İrwin Yalom. Yazım dilini sevdiğim Nazan Bekiroğlu. Aslına bakarsanız liste çok uzun çünkü okunacak çok kitap ve yazar var. Gerçekten çok güzel eserlere ve edebiyatçılara sahibiz. Bu yüzden sorunun cevabını bir kaç isim ile noktalamak oldukça zor. Diğer yazarlara haksızlık yapıyormuşum gibi geliyor ve hepsinin ismini yazamadığım için de utanıyorum. Çünkü yazmanın altında yatan emeği, özveriyi biliyorum. Ve olabildiği kadar fazla yazı, yayın, eser okumak istiyorum. Ve tabii ki de yazmak...

Yazarken müzik dinler misiniz?

Şiir yazarken genellikle dinlerim. Özellikle de sufi müziğin bende ayrı yeri var. Mercan Dede, Ömer Faruk Tekbilek en çok dinlediklerim. Ney sesinin ruhumdaki etkisini yadsıyamam. Hatta bu yüzden ilk kitabım olan, Aşka Dair'in ilk imza gününü ney ve kanun eşliğinde yapmıştım.

Ancak eğer ki araştırma yapıyor isem sükuneti tercih ediyorum. Hele de konu tarih veya genel kültür içeriyor ise...

Genel olarak müziğe karşı ayrı bir tutkum var. Dinlemesini de, sesim iyi olmasa da, söylemesini de ziyadesi ile severim. Hatta ölmeden önce yapılacaklar listemde ut çalmak var. Bunun sebebi de Türk Sanat Müziği’ne olan sevdam.

Bu güzel sohbet için çok teşekkür ederiz. Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Keyifle takip ettiğim, sadece dekorasyon anlamında değil, genel kültür adına da çok şey  öğrendiğim HOME&OFFICE CONCEPT'e ve köşesini merakla, ilgiyle okuduğum Sevgili Aysun Öncül'e bu güzel röportaj ve gün için çok teşekkür ederim.


 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.