2016 yazıydı. Fujifilm’in bir workshop’una katılmak için İstanbul’a gitmiştim. 30 yıldan fazla bir zamandır tanıştığım, özellikle son yıllarda fotoğrafçılığı karikatürcülüğünün çok çok önüne geçen, çektiği enfes sokak fotoğraflarıyla hayran kitlesini hızla genişleten Sadık Üçok’tu bu workshop’un hocası.

Sabahın nispeten erken bir saatinde Fujifilm’in Karaköy mağazasında buluştuk… Tanışma, sohbet, çay kahve ile başlayan gün; makineler hakkında biraz teknik bilgi, ardından sokak fotoğrafı üzerine sorulu cevaplı muhabbet ile devam etti.

Sonra sokağa çıktık. Sadık, “Galata’nın oraları gezelim. Grafiti çalışılmış güzel duvarlar var oradaki sokaklarda.” Dedi ve Galata’ya doğru yavaş yavaş yürümeye başladık. Pazar olduğu için dükkanlar kapalı, sokaklar boş, araç trafiği neredeyse hiç yoktu; rahat rahat geziyor, fotoğraf çekiyorduk. Salt Galata’ya uğradık, Kamondo Merdivenleri’ni tırmandık…

Ve… Sadık’ın sözünü ettiği, duvarları grafitilerle dolu sokaklara geldik.

Bazı sokaklarda boya değmedik yer kalmamıştı desem yalan olmaz. Öyle ki, sadece duvarlar değil, kapılar pencereler bile nasibini almıştı “grafiti sanatçılarının” spreylerinden!

Her zaman kafamı kurcalayan soru, neredeyse tüm duvarları yazılarla, resimlerle aralıksız boyanmış o sokakları gezerken de yapıştı yakama!.. Bu işin sanat kısmı nerede başlıyor, nerede bitiyor ve ne zaman pislikten öte hiçbir anlamı olmayan bir şeylere dönüşüyordu?.. Sanatın, sanatçının özgürlüğünün sınırları var mıydı?.. Olmalı mıydı?.. Misal, bir sabah dükkanının kepengini sprey boyalarla boyanmış bir halde gören dükkân sahibi, “Aaaa… Benim dükkânın kepengine sanat yapmışlar dün gece. Ne güzel!..” deyip sevinmeli miydi, yoksa küfür dağarcığının sınırlarını zorlayarak, eline fırçayı alıp temizlik harekâtına mı girişmeliydi?.. Yetkililer bu sanatsal (?) çalışmalara destek mi olmalıydı, engellemek için bir şeyler mi yapmalıydı?.. Sanatçılar bu işlere ne diyordu?..

O pazar günü, sokaklarda fotoğraf çekmeye çalışırken, ister istemez  bunları düşündüm bir yandan da. Neyse ki internet var da, her konuda olduğu gibi bu konuda da dünyada neler olup bitiyor öğreniyoruz en hızlı şekilde.

Çok fazla uğraşmaya da gerek yok üstelik. Google’a girip, iki tık tık ile ulaşabiliyoruz sokak sanatının en güzel, en yaratıcı, hayranlık uyandıran örneklerine. Mesela, yaklaşık 10 yıldır bir “Banksy” fırtınası esiyor dünya sokaklarında. Çevreci, savaş ve tüketim çılgınlığı karşıtı, özgürlük yanlısı son derece yaratıcı eserleriyle artık bir efsane haline gelen Banksy’nin kim olduğu ise hâlâ bilinmiyor. Herkes merak ediyor ama duvarlardaki eserleri ve imzası dışında elde hiçbir şey yok!

Geçtiğimiz günlerde Facebook’ta bir video paylaşılmıştı. Çok hoşuma gitti, ben de Facebook’taki kendi sayfamda paylaştım videoyu. Bu videoda da, bahçe duvarlarından sarkan çiçekler ve ağaçlarla bir birini tamamlayan enfes sokak sanatı örnekleri vardı.

Bu örnekleri çoğalttıkça çoğaltabiliriz de… Yerimiz dar. O nedenle sokak sanatının o güzel örneklerini internette arayıp bulalım, hayranlıkla izleyelim uygun zamanlarımızda.

Ama… Şu “sokak sanatının nerede başlayıp nerede bittiği” mevzuuna da biraz kafa yoralım. Tamam, “Ne bu kardeşim?.. Eline iki kutu sprey alıp sokağa çıkan herkes sanatçıyım diye dolaşıyor orta yerde!.. Önüne gelen her yeri, her şeyi boyuyor!..” gibi asabi perdeden, ön yargısı yüksek “atarlarla” bağırıp çağırmayalım ama… Bu konuya bir şekilde el atmakta da fayda var.

Not: Kemal Erdoğan bu “sokak sanatı” için de bir çalıştay yapsa mı acaba?..

Mimarlık ve reklamcılık kader kardeşi meslekler mi?..

Bu görsele internette rastladım. Bakınca gülümsedim kendi kendime, “Demek ki” dedim, “Her sektörde benzer, bazen de tıpatıp aynı durumlar yaşanıyor. Ayaklarımızı yerden kesen, bizi bulutlar üzerinde dolaştıran duygularla, hayallerle çıktığımız yollar, hiç bilmediğimiz, hatta tahmin bile edemediğimiz ama kesinlikle de istemediğimiz yerlere götürüyor bizi.”



Reklamcılıkta artık “vakayı adiye” olarak kabul edilen bir şeydir o meşum revizyonlar! İş, yayımlanma ya da baskı aşamasına geldiğinde, başlangıçtaki halinden eser kalmaz bazı zamanlarda. Bunun sebebi konuşulur, tartışılır, çözümler aranır bulunur ya da bulunduğu sanılır ama… Bir de bakarız ki hiç ummadığımız bir zamanda, hiç beklemediğimiz bir işte yine karşımıza çıkar. Bursa Reklamcılar Derneği’nin eski başkanlarından sevgili Cüneyt Şenyavaş’ın bu konuyla doğrudan bağlantılı, “Çöpten çıkardıklarım” isimli bir sunumu vardı. Tam da bu mevzuu anlatan bi’ sürü örnek yer alıyordu sunumda. Güney Reklamcılar Derneği olarak, Cüneyt’i geçtiğimiz yıl Adana’ya davet etmiştik “Çöpten çıkardıklarım” sunumunu yapmak için. Adana Ticaret Odası’nın meclis salonunda, reklamveren, reklamcı ve iletişimin farklı dallarında eğitim gören öğrencilere yaptı sunumunu Cüneyt… Sunumun sonunda da şunları söyledi: “Yıllar geçtikçe çöpe giden işlerimin azaldığını gördüm. Mesleğe başladığım yıllarda o kadar fazlaymış ki çöpe giden işim… Bazı işlerde müşteriyi tam dinlemeden, ne istediğin anlamadan kendimce, alakasız bir şeyler yapmışım; müşteri haliyle kabul etmemiş… Bazen müşteri ne istediğini bilmeden çalmış kapımızı ve o da biz de işin ne olduğunu anlayana kadar dünyanın zamanını ve emeğini harcamışız… Bazen her ikimiz de işe en doğru yerden başlamışız ama koşullar el vermemiş istediğimizi hayata geçirmeye…”

Belki de bu ve benzer nedenlerle, mimarlık mesleğini reklamcılığa çok benzetiyorum. Yaratıcılığımız bizi engin ufuklara taşısa, gönlümüz masmavi göklere doğru kanatlanıp uçsa bile, çarpana kadar göremediğimiz bir tavan bizi bekliyor bir yerlerde. Ya o tavana çarpıp düşüyoruz ya da tavanın oralarda bir yerlerde olduğunu bilip temkinli uçmayı tercih ediyoruz.

Ne yapıp edip, o görünmeyen tavanı çok çok yükseklere taşımak, kendimizden uzaklaştırmak gerekiyor. Bu ise, anlamak için dinlemek, bol deneyim, az ego ve çelik gibi sağlam sinirler ile mümkün olabiliyor.

"Hayatın en büyük hataları, başarıya ne kadar yaklaştıklarını bilmeyen insanların vazgeçmelerinden dolayı olur."
Thomas Edison
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.