Yeni yıl umutları, geçmiş yıl hesaplaşmaları,
Gaziantep’e gideceğiz bu yıl,
Ve “Saçları örgülü kadınların şehri; Salzburg”*


*Bu güzel şiirsel tanımlama bana ait değil. Yeni yıl sayısında nereyi yazayım diye düşünürken bir gazetenin internetteki seyahat sayfasında rastladım. Gezi yazarı Arzu Özen’in bu şiirsel tanımlaması o kadar hoşuma gitti ki hemen Salzburg’u yazmaya karar verdim.”

Bende alışkanlık oldu; yeni yıl sayısı yazılarını yeni yıl sofraları gibi yazıyorum sekiz yıldır. Bir ana yemek var ama onun yanında mezeler, meyveler, çerezler…

Her yeni yılın gelişi bende bir heyecan uyandırır değişecek şeyin sadece takvim olacağını bilmeme rağmen. Bir umutlanır, bir heyecanlanırım ki sormayın gitsin. Zannedersiniz hayatımdaki tüm olumsuzluklar o gece saatler 12’yi gösterdiğinde sonlanıp her şey yeniden pırıl pırıl başlayacak. Oysa akıp giden hayat takvimin değiştiğinden habersiz sürdürür çıktığı yolda, aynı tempoda ilerlemeyi. Ama hiçbir zaman kesmemek gerek umutları, bitirmemek gerek hedefleri, hayalleri. Bu sene kararlıyım bir takım şeyleri değiştireceğim kesinlikle… İşimi ve yaşadığım şehri değiştireceğim örneğin. Kesin kararlıyım bu konuda. Daha az stresli bir şehirde daha az stresle ve daha sağlıklı yaşayacağım. Buna da kararlıyım. Planlarımı yaptım, uygulamaya koyacağım…Gelecek yıl yazımı başka bir kentte, başka bir evde ve başka bir işi yaparken yazacağım…

Değişikliklere başlamışken bu yıl yazılarda da bir değişiklik yapayım diyorum. "Gezi ve yemek yazısında nasıl değişiklik olur" demeyin! Olur!.. En azından olup olmadığını deneyelim.
 
Ülkemizde bir geziye çıkalım. Her sayıda bir şehri anlatalım. Ama interaktif / etkileşimli bir gezi olsun bu. Hatta birlikte yazalım yazıları. Gaziantep’i, Mersin’i, Kahramanmaraş’ı, Hatay’ı, Kilis’i, Osmaniye’yi, Adana’yı gezelim birlikte. Bu kentlerde kimselerin bilmediği belki de sadece sizin bildiğiniz yerleri ve lezzet noktalarını gezelim. Sizin mutlaka gidin dediğiniz yerlere gidip gezelim, mutlaka yiyin dediğiniz yerde sizin tavsiye ettiğiniz yerleri gezelim. Bir de bu kentlerin İstanbul’daki temsilcilerine bakalım aynı zamanda... Arayalım en iyi Adana kebabını, en iyi künefeyi, en iyi lahmacunu kim yapıyor İstanbul’da. İstanbul’daki Hatay restoranlarının, Adana restoranlarının peşine düşelim hep birlikte. Ben bildiklerimi size söyleyeyim, siz bildiklerinizi bana söyleyin ben de yazayım sizin referansınızla. Ne dersiniz hoş olmaz mı?

Bunu gelecek aylarda yazacağım yazılardan birinden çok kısaltılmış bir örnek vererek açıklamaya çalışayım. Hem de küçük bir Gaziantep Turu yapalım. Elbette burada anlattıklarımı çok daha uzun, çok daha geniş, çok daha yerler ekleyerek bir kez daha anlatacağım ama yeni yıl çerezi niyetine kabul edin bu yazıyı da.

“Gelecek yıldan özet yazı”
Lezzetin ve kültürün başkenti Gaziantep


Gaziantep’in kültür ve gurme turizminde zaten çok parlak olan yıldızı son yıllarda pırıl pırıl parlamakta. Bu tabii kendiliğinden olan bir şey değil. Gaziantep halkı, Gaziantep Belediyesi, Kültür ve Turizm Müdürlüğü çok uzun yıllardır bu çabanın içindeler. Doğrusu terör, göç, yanı başımızdaki savaş, ekonomik kriz vb. olumsuzluklar etki etse de Gaziantep hâlâ yoğun talep alıyor. Özellikle de iç turizmden. İnsanlar günübirlik gelip Gaziantep’in tadını çıkarıyor ve gidiyor. Dünyanın en büyük mozaik müzesi Zeugma Müzesi ziyaretçi dolu.



Gaziantepliler işi sadece Kültür Bakanlığı’na bırakmamış küçük küçük birçok butik, tematik kent müzesi kurmuşlar. Medusa Cam Eserler Müzesi, Emine Göğüş Mutfak Müzesi, Kurtuluş Müzesi benim en sevdiklerim oldu. Bakır Müzesi, Halı Müzesi, Sinema Müzesi daha onlarca müze var özenle hazırlanmış ve ziyaretçilerini kabul eden.

Burada Medusa Cam Eserler Müzesi için küçük bir parantez açmalıyım. Kuranların ve yaşatanların önünde sonsuz bir saygı ile eğiliyorum. Sevgili Füsun İşsever ve eşi Kamer İşsever ülkemizin önemli koleksiyonerlerinden. 20 yıllık koleksiyonlarını kendilerinden başka insanlar da görsün, toplum kültürüne bir katkıları olsun istemişler. Koleksiyonları zannederim Rahmi Koç koleksiyonundan sonra Türkiye’nin en geniş özel koleksiyonu.

Sadece cam eserler değil aynı zamanda birçok başka arkeolojik eserler de sergiliyorlar müzelerinde. Hem de ne eserler hani bunlardan bir tanesini çantalarında yurt dışına çıkarıp satsalar, sadece kendileri değil tüm gelecekleri de ihya olur.

Oysa onlar bunu yapmak yerine, servet kazanmak yerine var olan servetlerini bu yola dökmüşler. Sadece ülkemizden değil, ülkemizden çıkarılıp yurt dışına kaçırılmış olan eserleri de satın alıp getirmişler yeniden ülkemize. Gerçekten bir servet var ortada. Hem sergilenen, hem harcanan… Ama zannederim esas servet Gaziantep’in bu insanlara sahip olması.


Gaziantep’e gelip Gaziantep’in o eşi benzeri olmayan mutfağına dalmadan olmaz. Ancak size bu köşede çok iyi bilinen, herkesin gezi listesinde olan yerlerden bahsetmeyeceğim. Elbette İmam Çağdaş’ın kebapları, Halil Usta’nın küşlemesi, Akşam Simit Fırını’nın katmeri, Üçler’in lahmacunu, Metanet’in beyranı, Koçak’ın baklavası tartışılamaz muhteşem lezzetler ama bunların hepsini zaten siz de biliyorsunuz. Bu sayfalarda ben size daha az bilinen mekânları ve daha az bilinen lezzetleri anlatacağım. Yani bilenin bildiği, müdavimi olduğu lezzetlerin peşinden koşacağız sizlerle. Siz bana fısıldayıp kopya vereceksiniz ben bulup yazacağım. Bulvar Kasabı; işte tam da bunlardan biri.


İsmet Abi; Gaziantep’in bilinen iş adamlarından. Otomotiv sektöründe. Her Gaziantepli gibi yemeyi, içmeyi ve yedirmeyi çok seviyor. Hepimiz bir gün bu tür zevklerimizi işe çevirmeyi hayal ederiz ya; işte İsmet Abi hayallerini gerçeğe çeviriyor. Kavaklık bölgesinde bir lezzet cenneti yaratıyor. Oğlu Güven’le birlikte işletiyorlar mekânı. Burada yediğiniz etlerden sonra bir daha hiçbir eti uzun süre ağzınıza alamazsanız şaşırmayın. İnanılmaz lezzetli, et gibi et yiyorsunuz burada.


Önünüze gelen etten bir parçayı ağzınıza attığınızda çiğnemenize gerek kalmıyor. Damağınızda önce etin aromasını alıyorsunuz, sonra dilinizle eti hafifçe bastırarak damağınızla diliniz arasında hissediyorsunuz. Etin hafif tuzlu özü bir lezzet örtüsü gibi sarıyor, kaplıyor tüm ağzınızı. Sonra zaten çiğnemenize çok da gerek kalmadan et dağılıyor ağzınız içinde. Sadece etler değil, tatma fırsatı bulduğum lahmacun ve içli köfte de muhteşem o kadarını söyleyeyim gerisini siz bizzat yerinde tespit edin lütfen. Mekân güzel, geniş, ferah. Hizmet mükemmel...

Bir de gurbettekiler var elbette. İstanbul’da Gaziantep özlemi ile yananlar var. İstanbul’da da çok güzel, çok iyi Gaziantep restoranları var. Birçoğu da bilinir herkes tarafından... Örneğin Sahan, Develiler, Köşkeroğlu gerçekten çok klas yerler.

Bir de Güngören’de bir Gaziantep Gettosu var ki kendinizi adeta Gaziantep’te zannediyorsunuz. Cağırtlakçıdan, nohut dürümcüye, taze Antep biberi alacağınız manavdan, karpuz çekirdeği alacağınız yere kadar her türlü Gaziantep lezzeti aynı Gaziantep’te olduğu şekli ve fiyatlarıyla Güngören’de birkaç blokluk bir alanda yayılmış Gaziantep hasretini dindirmeye çalışıyor.

Gaziantep deyince akla ilk gelenlerden birisi de elbette Gaziantep baklavası. Baklava dediysem tek başına baklavadan bahsetmiyorum elbette; bir aileden bahsediyorum. Baklava ailesi. Baklava, havuç dilimi, şöbiyet, bülbül yuvası, dolama, dilber dudağı, kuş gözü ve hatta katmer. İşte bu güzel aileyi İstanbul’da hak ettiği değerle sunan bir başka aile var benim bildiğim. Fıstıkzade ailesi. Anadolu yakasında Ataşehir ve Acıbadem’de iki şubesi var bildiğim kadarı ile. Şu ana kadar İstanbul’da bulduğum en iyi baklavacı diyebilirim rahatlıkla. Lezzeti bir yana tamamen organik yapıyorlar tatlılarını. Unu da fıstığı da yağı da şekeri de tamamen organik ve tamamen yerli. Ne bir aroma kullanıyorlar ne glikoz şurubu. En başta farkı yaratan bu. Hal böyle olup iyi ustalarla, iyi teknolojileri kullanarak üretime geçince zaten lezzet kaçınılmaz oluyor. Beş duyuya da hitap edebilen bir baklava üretmişler. Görüntüsü ile göze, dokusu ile elinize, kokusu ile buruna, sesi ile kulağa, lezzeti ile damağa… Uzun yıllar Gaziantep’te çalışan doktor bir babanın çocukları özel sektörde çok da imrenilen kariyerlere sahipken, kariyerlerini bırakıp bu işe girişmiş... Nilüfer, Cumhur ve İlyas kardeşler; çok da iyi yapmışlar... Bu sayede iyi bir baklava, lezzetli bir baklava ama en önemlisi güvenilir bir baklava yiyebiliyoruz. Fıstıkzade’de sadece baklava ailesi değil Antep’in kahvesi, kurabiyesi, fıstığı, menengiç kahvesi, su böreği, Antep kahvaltısı; ne dilerseniz var. Hem de tazecik, özlediğiniz, her daim özleyeceğiniz lezzette. Ayrıca şekersiz yine tamamen doğal bir madde olan Stevia ile yapılmış baklava da var isteyene.

Bu yazıda uzun uzun anlatmayacağım hevesiniz kursağınızda kalsa da. Bu yıl içinde uzun uzun anlatacağım, anlatmaya çalışacağım lezzet kentlerinin bilinmeyen yerlerini ve o kentin dışındaki başarılı lezzet elçilerini. Ama sizin yardımınızla, sizin vereceğiniz tüyolarla birlikte yazacağız bu yazıları.

Hadi şimdiden bu konuda beslemeye başlayın beni. Mail yolu ile sosyal medyadan… Her yolla… Web siteme girerseniz orada benimle ilgili tüm iletişim kanallarına rahatlıkla ulaşırsınız. Adres; www.tanselturan.com

Ve gelelim ana yemeğe; saçları örgülü kadınların şehri Salzburg’a

Salzburg’u anlatacak birçok sözcük var ama bunlar içinde en güzeli, en şiirseli bu sanırım.

Salzburg; Avusturya’nın ve bir görüşe Avrupa’nın tam ortasında yer alan 150 bin nüfuslu küçük bir şehir. Ancak bu küçük şehri yılda 5 milyon kişi ziyaret ediyor. Turizmden önce sefalet sebebi ile batık durumda olan şehir, üzerinde bulunduğu tuz madenlerinden geçimini sağlamış. Zaten ismi de buradan geliyor. Almanca Salzburg “Tuz Kalesi” anlamına geliyor. Ancak şehrin vizyon sahibi yöneticilerinin caddelerde sıradan bir şekilde duran 1000 yıllık binaları restore edip Mozart’ı ön plana çıkarmayı akıl etmesinden sonra ülke nüfusunun altıda birine sahip bu şehir, Avusturya ekonomisinin yüzde 25’ini üreten bir milli gelire sahip olmuş. İşte yine örnek alınabilecek, kıskanılacak bir şehir daha. Gezdiğim birçok şehirde ve ülkede olduğu gibi bir kez daha “Neden Tanrım, neden bizde böyle yönetimler ve yöneticiler yok?”  demeden geçemiyorum.


Avrupa’nın tam ortası


Yazının başında Salzburg; Avrupa’nın tam ortası dedim ya gerçekten öyle bir şehir burası. Avrupa’nın dört bir yanına bakın; Doğu Avrupa’nın gri romantizmini, İngiltere’nin asaletini, Kuzey Avrupa’nın soğuğunu, Güney Avrupa’nın içtenliğini ve samimiyetini, Orta Avrupa’nın disiplinli, kurallara bağlı yaşamını alın buna bir de Mozart’ı, dünyanın en güzel kahve ve en lezzetli pastalarını ekleyin işte size özetle Salzburg.

Dedim ya Salzburg; tuz kalesi demek. Avrupa’nın en yüksek kalesi Salzburg’da. Elbette tuzdan yapılmış bir kale değil. Yoksa Romalılar tarafından inşa edilmiş bu kale günümüze kadar ayakta kalamazdı. Hatta bu kalenin en önemli özelliği tam Avrupa’nın ortasında olup, kent ve ülke onlarca kez savaş ve işgal altına alınsa da bu kale tarihinde hiç ele geçirilememiş. Ne Osmanlılar ne de Naziler ne de başka bir ordu bu kaleyi fetedememişler. Salzburg Kalesi; Salzburg seyahatinde ilk gidilmesi gereken yer çünkü 360 derece tüm Salzburg bu kalede ayaklarınızın altına seriliyor. Alın elinize bir seyahat rehberi ya da gelmeden önce bir liste yaptıysanız onu; kaleden tek tek gezilecek yerleri tespit edin ve hangi sırayla nerelere gidersiniz rahatlıkla planlayın. Kalenin hemen yanındaki Başkanlık Sarayı; kentin en önemli tarihi binalarından birisi olup günümüzde barok eserler müzesi olarak kullanılmaktadır.

Salzburg’da rehberlerde gezilmesi tavsiye edilen yerlerden birisi de Salzburg Katedrali. Aslında ben gezilerde genellikle bu tür yerleri gezmeyi çok sevmiyorum. Ama rehberde Katedral’de 1700 yıllarından kalma bir org olduğu, bu orgu Mozart’ın ve daha birçok ünlü bestecinin de kullandığını okuyunca bu katedrali ziyaret kaçınılmaz oldu. Katedral gerçekten çok ihtişamlı. Duvarlar, freskler, süslemeler, içerdeki ambiyans, buhur kokuları, sürekli çalan barok müzik insanı kendinden geçiriyor. Hani mihraba gidip diz çökesin geliyor desem yalan olmaz.

Bol bol fotoğraf çekelim

Madem Salzburg’un tarihi yerlerini geziyoruz Mirabell Sarayı ve Mirabell Bahçeleri’nden bahsetmeden geçemeyiz. Burası 1600 yıllarında Salzburg Prensi’nin misafirlerini ağırlamak için yaptırdığı bir saray. Bugün belediye binası olarak saraydan çok bahçeleri dikkat çekiyor. Tam filmlerde gördüğümüz saray bahçeleri gibi bir yer. Havuzlar, fiskiyeler, gül bahçeleri, labirent gibi düzenlenmiş çitler… Fotoğraf çekmekten hoşlananlar için bulunmaz bir yer. Zaten etraf fotoğraf çeken, selfie yapan turistten geçilmiyor.

Fotoğraf çekmekten hoşlananlar için kaçırılmayacak bir diğer fırsat nehir turu. Salzach Nehri’nde bir tura katılarak nehir boyu muhteşem manzaralar yakalayabilirsiniz. Özellikle Makartsteg Köprüsü’nden karşıya geçerken güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Şehrin en güzel yeri burası. Paris’teki Sanat Köprüsü’ndeki (Pont Des Arts) gibi Makartsteg köprüsü üzerindeki korkuluklara da kilitler göreceksiniz. Aşıklar köprünün korkuluklarına kilit takıp anahtarı nehre atıyor. Böylece kimsenin onların aşklarının kilidini çözemeyeceğine ve sonsuz bir aşk yaşayacaklarına inanıyorlar.


Farklı tercihlere farklı müzeler


Salzburg; sadece tarihi yerleri ile değil müzeleri ile de çok önemli bir yer.

Çocuklu ailelerin mutlaka ziyaret etmesi gereken yerlerin başında Haus der Natur geliyor. Doğa Evi diye çevrilebilir Türkçeye ama ben Fen Bilgisi Dersi Müzesi olarak tanımlıyorum burayı. Haus Der Natur haftanın 7 günü 09.00-17.00 saatleri arasında ziyaret edilebiliyor. 1924 yılında kurulan Doğal Yaşam Müzesi, Salzburg ve çevresindeki doğal yaşam hakkında bilgi edinmenizi kolaylaştırıyor. Müze bilim merkezi, akvaryum ve sürüngen evi bölümlerinden oluşuyor. Haus Der Natur’da ayrıca hayvanlar, yaşam alanları, insan ve doğa gibi konularda etkinlikler düzenleniyor.

Salzburg gezilecek yerler önerilerimizden bir diğerini hız ve uçak seven gezginlere ayırıyoruz. Eşine az rastlanan bir içeriğe sahip olan Hangar-7 2. Dünya Savaşı’ndan kalma uçaklara, özel ve gösteri uçaklarına, helikopterlere, motosikletlere ve Formula 1 araçlarına ev sahipliği yapıyor. Başarılı bir şekilde tasarlanmış yürüyüş parkuru sayesinde rahatça gezebileceğiniz müzede ayrıca Felix Baumgartner’ın 2012’de yaptığı atlayışta kullandığı kapsül ve kostüm de sergilenen eşyalar arasında yer alıyor.


Bir diğer önemli müzeye geçmeden mutlaka Eisriesenwelt’den de bahsetmeliyim sizlere. Dünyanın en büyük buz mağaralarına ev sahipliği yapan Eisriesenwelt, Salzburg’un 40 kilometre güneyinde bulunuyor. Hochkogel Dağı’ndaki mağara 42 kilometrelik uzunluğu sayesinde dünyanın en uzun buz mağarası olarak anılıyor. Her yıl 200 bin kişi tarafından ziyaret edilen mağara yazın en sıcak günlerinde bile maksimum 0 dereceye çıkan sıcaklığı ile serinlemenize yardımcı oluyor. Sesli rehberlik servisi sayesinde sergilenen eserler hakkında kolayca bilgi edinebileceğiniz Residenzgalerie Rembrant, Carel Fabritius, Carlo Saraceni gibi sanatçıların çalışmalarına ev sahipliği yapıyor. Salzburg’un tarihini öğrenmek için önemli bir kaynak olan sanat galerisi salı günleri hariç her
gün ziyaret edilebiliyor.

Biraz şehrin dışına çıkalım

Yok, eğer müze gezemem Avusturya’nın muhteşem doğasının tadını çıkarayım. Doğa içinde bisiklete, ata bineyim, trekking yapayım, koşayım, kışın kayak yapayım diyorsanız hemen Salzburg’un biraz dışına çıkıp Gaisberg’e gidebilirsiniz. Salzburg’un doğusunda yer alan Gaisberg doğası sayesinde yol ve dağ bisikleti, dağcılık ve paraşütle atlayış aktivitelerini seven bireylerin ilgisini çekiyor. Bin 288 metre yüksekliğindeki dağa ulaşım Mirabell Meydanı’ndan kalkan otobüsler aracılığı ile gerçekleştiriliyor.


Kış döneminde kayak merkezi olarak kullanılan Gaisberg’de doğa aktiviteleri için kullanacağınız parkurlardaki işaretler sorun yaşamanıza engel oluyor. Restoran ve otellerin bulunduğu bölgeyi ister günübirlik, isterseniz de yatılı olarak ziyaret edebilirsiniz.

Opera meraklılarının mutlaka gitmesi gereken yer Avrupa’nın ilk açık hava opera sahnesinin olduğu Hellbrunn Kalesi. Salzburg’a 5 kilometre uzaklıktaki Hellbrunn Kalesi’ne Mirabell Meydanı’ndan kalkan otobüsleri kullanarak ulaşabilirsiniz. 17’nci yüzyılda yaz sarayı olarak inşa edilen yapı Salzburg gezilecek yerler listesinde bahçe ve fıskiyelerinin güzelliği nedeni ile kendisine yer buluyor. Saray bahçesinde sizi bekleyen güzellikleri rehber eşliğinde düzenlenen turlara katılarak görebilirsiniz. Ve hala Avrupa’nın ilk opera sahnesinde sergilenen operaları izleyebilirsiniz.

Yeteri kadar dolaştık şimdi gelelim en önemli yerlere

Bu kadar gezdikten sonra gelelim şehrin merkezine ve turistlerin en çok gezdiği bulunduğu bölgelere. Nehirden karşıya geçtikten sonra bir paralel caddede Getreidegasse yer alıyor. Getreidegasse sokağı, Salzburg’un en ilginç sokaklarından biri. Eski şehrin merkezinde olan bu sokak, demir ferforjeden mağaza tabelaları ve binaların arasında bulunan romantik pasajları ile ünlü. Sokak aynı zamanda bir alışveriş cenneti. Her dükkânın tabelası ise kendine özgü ve sanata olan bakış açısını yansıtıyor. Zara, Mc Donalds, H&M gibi firmaların tabelaları bile katı Frenchise kurallarına rağmen bu sokağa uygun yapılmış. Bu tabelaların benzerlerini başka bir yerde bulmanız mümkün değil. Yine binaları birbirine bağlayan pasajlar da kendilerine özgü bir romantik hava katıyorlar sokaklara. Ayrıca pasajların duvarlarında bulunan grafitiler ve resimler de bu şehirdeki sanat ruhuna özgü olsa gerek.


Bu sokak haricinde eski şehrin merkezini yürüyerek rahatlıkla gezebilirsiniz. ALTSTADT olarak adlandırılan bu bölge UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilmiştir. Yürüyüşünüz sırasında 9 ve 10’uncu yüzyıllardan kalma binaların halen nasıl dimdik ayakta kaldıklarına hayret edeceksiniz. Her binanın üzerinde yazan iki tarih göreceksiniz. Bu tarihlerden eski olanı binanın yapılış yılını yeni olan ise restorasyon yılını gösterir. Genelde yapılış yılları 1000’li yıllarda olan bu binalar 1990’lı yıllarda restore edilmişler.

Mozart’ın Evi de eski şehir merkezinde bulunan bu Getreidegasse sokağında ve günümüzde Mozart Müzesi olarak ziyarete açık. Mozart’ın 1756 yılında doğduğu ve 5 yaşındayken ilk bestesini yaptığı ev, 1880 yılından beri müze olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Salzburg Kart’ı olan turistlerin ücretsiz olarak gezebildiği binada Mozart ve ailesine ait çeşitli resimler, fotoğraflar ve eşyalar sergileniyor. Devamlı olarak çalan eserler sayesinde müze ziyaretçileri için huzurlu ve sakin bir atmosfere bürünüyor.

Mozart henüz 6 yaşındayken Avrupa’da konserler vermeye başlamış, babası eşliğinde tüm Avrupa’yı dolaşmış. Sadece 35 yıl yaşamasına rağmen 626 eser bestelemiş. Viyana’ya yerleştiği dönemde Türklerin mehter marşından esinlenerek Türk Marşı’nı bestelemiş. Mozart’ın ailesi Salzburg’un seçkin ailelerindenmiş ve durumları gayet iyiymiş ancak Mozart’ın sefalet içinde öldüğü söyleniyor, iyi para kazanmasına rağmen parasını idare etmeyi bilemezmiş.


Yetenek denen şey Mozart'ı 6 yaşından itibaren ünlü yapmış. Ömrünün ilk yıllarını seyahatlerde, çeşitli ülkelerde müzik yaparak geçirmiş Mozart. İleriki zamanda ise sağlığı müsaade etmediği için Viyana'ya taşınmış.

En acı olanı ise dünyanın en önemli bestekârlarından biri olan Mozart’ın mezar yerinin belli olmaması. Zamanında isimsiz bir mezar taşı ile gömülmüş ve günümüzde mezar yeri bulunamamış.

Mozart’ın boyu çok kısaymış, kendisinin kısa boylu ve çirkin olduğu, sadece ellerinin ve saçlarının güzel olduğu söylenirmiş.

Kapitelplatz'da altın rengi kocaman bir küre üzerinde ayakta duran bir adam heykeli ile Salzburg'da görüp görebileceğimiz en modern yapıt karşımıza çıkıyor. Altın rengi küre Mozart çikolatasını ifade ediyormuş diyorlar… Yanında da kocaman bir satranç karesi var, kendine güvenenler için...

İşte şimdi beklediğiniz konulara geldik; nerede ne yiyelim, ne içelim?

Mozart’tan ve çikolatadan bahsetmişken buradan konuyu bağlayarak yeme içme mevzularına girelim yavaştan.

Fürst’ün tam karşısındaki Cafe Tomaselli’ye de mutlaka uğranmalı. 1705’ten beri aynı yerde bulunan bu kafede Mozart’ın da kahve içtiği biliniyor. Mozart’ın karısı Constanze, onun ölümünden sonra evlendiği ve Mozart ile ilgili belgeleri toparlayarak günümüze ulaştırmasına en fazla destek veren insan olan ikinci eşi Danimarkalı diplomat Von Nissen ile bu binanın üst katında yaşamış uzun bir süre. Burada Kaffee mit Schlag, yani kremalı kahve içmek en iyisi herhalde ve yanında eşsiz Avusturya lezzetlerinden Apfelstrudel yemek. Tomaselli’nin tarihi değerinden başka ilginç özellikleri de var. Bir kere çok ünlü bir yer olmasına rağmen, müşterileri benzerlerinde olduğu gibi yalnızca turistler değil. Uzun saatler boyunca orada oturdukları belli olan Salzburglu yaşlılar, gazetelerini okuyup çevreyi seyrediyor.


En ünlüsü ve orijinali Viyana’da olan, bahçesi Salzach nehrine bakan Café Sacher belki de Avusturya’nın kahve ve pasta kültürünü deneyimlemek için gidilecek en önemli mekân. Adı üstünde orijinal Sacher turtasıyla meşhur bir kafe. Avusturya'da insanlar restoranlardan çok kafelerde buluşuyorlar. Kafe kültürü bu nedenle çok gelişmiş. Kahvelere Avusturya'nın güzel tatlıları eşlik ediyor. Genci yaşlısı oturup saatlerce sohbet ediyor ve tatlı tatlı tatlılarını yiyorlar. Café Sacher'de Sacher torte ve bademli Macar pastası (Esterhazyschnitt) mükemmel denilecek düzeyde iyi. Özellikle bademli pasta birçok katmandan oluşan çok lezzetli ve hafif bir pastaydı. Sacher turtası zaten dünyanın en iyisi. Sacher turtanın içi iki katmandan oluşuyor. Çikolatalı kek ve kekin ortasında yer alan çok ince kayısı reçeli. Kek koyu çikolatalı pasta kaplama şekeri (dark chocolate icing) ile kaplanıyor ve kremayla servis ediliyor. Sacher turta Avusturya'nın belki de en meşhur spesiyalitesi.

Tüm dünyada meşhur olmuş ünlü Mozart çikolatalarını bilmeyen yoktur. Alt Markt Meydanı’na gidilmeli, oradaki Fürst isimli çikolata dükkanı bulunmalı ve içerisinde yer alan kafede oturarak, mozartkugeln çikolata yenmeli. Çünkü Fürst, bu eşsiz çikolatanın mucidi, isim babası ve çikolatalarını hala orijinal tarifine göre elde üretiyor. Bu çikolatalar, dünya pazarlarında görmeye alıştığımız kırmızı yaldızlı taklidinden farklı olarak, mavi renkte yaldıza sarılmış oluyor ve mucidi Paul Fürst herhangi bir patent alma teşebbüsünde bulunmadığı için fabrikasyon olarak üretilen pek çok da taklidi bulunuyor. Bu yüzden de Fürst marka Mozart çikolataları, kendi dükkanından başka hiçbir yerde satılmıyor; ancak Salzburg’da ağız tadıyla yeniyor.

Salzburg denince akla gelen bir tatlıdan bahsetmek istiyorum. Salzburger Nockerl denen yumurta akından yapılan bir tatlı. Nockerl, yumurta, şeker, un ve vanilya ile hazırlanıyor. Üzerine frambuaz sosu dökülerek yeniyor. Tatlının üç tepesi Salzburg'u çevreleyen Festung, Mönch ve Kapuziner dağlarını simgeliyor. 3 kişilik sunuyorlar ve fiyatı 15 avro gibi absurd pahalı. Doğrusu tadı da bir şeye benzemiyor ama gitmişken yemek gerek diye yenilebilir.

Önemli ve gidilmesi gereken bir diğer kafe de Cafe Bazar. Nehrin doğu yakasındaki The Cafe Bazar, kristal şamdanları, ceviz kaplı duvarları, mermer masalarıyla geçmişi yaşatan asırlık bir kafe. Zengin kahvaltı mönüsü, uygun fiyatları kadar nehir ve tarihi merkez manzarasıyla da cazip. 1927’de açılan misafir defterinde Thomas Mann, Marlene Dietrich, Arthur Miller gibi efsanelerin el yazısı yer alıyor.

Hem kahve pasta değil elbette. Yemek için de oldukça iyi seçenekler var Salzburg’da. Avusturya deyince akla gelen ilk yemek elbette Şinitzel. Hemen her restoranın menüsünde şinitzel var. Et ya da tavuk şinitzel yiyebilirsiniz. Ancak orijinali ve doğrusu et şinitzel yemek. Bizim gittiğimiz restoranda şansımıza bize servis yapan garson Adanalı bir kardeşimizdi ve özel ilgilenip gerçekten tadı damağımızda kalan bir şinitzel getirdi bize. Döllerer Restaurant, Salzburg’un en iyi gurme restoranlarından bir tanesi. 3 farklı menüsü bulunan restoranda, seçtiğiniz menüye göre yerel tatlar üzerine keyifli bir yürüyüşe çıkıyor, restoranın özel lezzetlerinin tadına baktıktan sonra keyifli bir yemek yiyorsunuz.

K+K Restaurant, Holzmeisterstube geleneksel Avusturya mutfağını denemek isteyenlere hitap ediyor. Geleneksel et yemeği tafelspitz, göl balıkları ve peynir köftesi topfenknödel denenmeli. Avrupa'nın en eski restoranlarından biri olan St Peter Stiftskeller, bugün taş duvarları, bembeyaz masa ve sandalye dekorasyonu ile Avusturya'nın özel lezzetlerini buluşturuyor.

Şehirde görmek ve görülmek isteyenlerin tercih ettiği popüler restoranı Triangel menüsündeki organik etleri, goulash (Macar çorbası) ve çikolatalı suflesi ile dikkat çekiyor.

Bu kadar seçenek içinde en sevdiğimiz ve en çok gittiğimiz yer Mozart’ın evinin tam karşısındaki Nordsee oldu. Fast food mantığı ile neredeyse sınırsız deniz ürünü sunan bu yerde çok ucuza balığınızı, deniz ürünü mezelerinizi dilerseniz bira ya da şarabınızı alıp son derece ucuza zevkle karnınızı doyurabiliyorsunuz.

Genel anlamıyla Avusturya’nın bira ve şarapları çok iyi. Çok farklı lezzetler tadabiliyorsunuz ama Salzburg’a özel bir şey yok doğrusu. Konaklamak için her keseye ve herkese hitap eden çok sayıda otel var. Ancak şu aralar hem kış turizmi başladığından hem de Salzburg’un her zaman bol turist çeken bir yer olduğunu düşünerek gitmeden önce rezervasyonunuzu yaptırmanızı şiddetle öneririm. Hangi otele giderseniz gidin temizlik ve hijyen konusunda German milletinin disiplinine güvenin.

Salzburg küçük ama gezmek için, vakit geçirmek için seçeneğin bol olduğu bir yer. Tavsiyem 2 ya da 3 günlük bir seyahat idealdir örneğin bir hafta sonu güzel bir seçenek olabilir.

Ve gelelim yazının yılın son yazısı bölümüne…

Daha yazıya başlamadan yeni yıl ile ilgili ne yazabilirim düşünmeye başladım doğrusu.
Her şeyden önce ülke olarak olağanüstü zor bir yıl geçirdik. Perşembenin gelişi misali hâlâ da sıkıntılarımız olanca yüküyle milletçe sırtımızda. Bu millet olarak biz bugüne kadar neler atlattık bunu da atlatırız Allah’ın izniyle… Yeter ki el ele verelim, yeter ki millet olmayı unutmayalım. Yeter ki ülkemiz için Cumhuriyet’imizin bekası için çalışmayı asla bırakmayalım. Yeter ki büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bize çizdiği yoldan, gösterdiği ülküden bir milim bile ayrılmayalım. Ülkenin refahı, mutluluğu kişilerin toptan mutluluğundan ve refahından geçer. Bu nedenle gelecek yıl her birimize, ailelerimize, sevdiklerimize mutluluk getirsin.

Bu yazı standart yazılarımdan farklı oldu kurgu olarak. Yazının sonu da farklı olsun o zaman. Her zaman yazının başına yazdığım şiiri yazımı bitirirken yazıyorum bu kez. Murathan Mungan’ın Mırıldandıklarım şiirini paylaşıyorum sizlerle. Yeni yıl ile ilgili, eski yıl ile ilgili yazılmış en iyi şiirlerden biridir kanaatimce.

“Kırdın mı incittin mi birilerini
Kimleri kazandım, yitirdiklerim kimler.
Kendimi yeniledim mi yazdıklarımda?
Yeniden düşünmeliyim
Dostluklarımı, ilişkilerimi
Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı
Yitirdim mi yoksa masumiyetimi?
Borçlarımı ödedim mi?
Doğru seçtim mi soruların fiillerini?
Tırnaklarım kesilmiş, dişlerim fırçalanmış, saçlarım taranmış, giysilerim ütülü, odam düzenli mi?
Geri verdim mi aldıklarımı:
Aşkları, dostlukları, sevgileri, güvenleri, bağları,
Kitaplara, sayfalara, satırlara borcumu ödedim mi?
Yokladım mı duygularımı
Hala sevebiliyor muyum insanları?
Ovmalı gümüşleri, bakırlarımı; cila geçmeli ahşaplarıma ovmalı umutları
Saklı tutmalı gelecek inancını, yarınları eksik etmemeli ağzımızdan
Ey uzak akrabalarım, üvey aşklarım
Mevsim sonu dostlarım, işporta malı ayrılıklar
Arkadaş ölümleri, dost hançerleri, talan ettiğimiz zulalar
Gece telefonları, ıssız konuşmalar
Mağrur incelikler, vurgun yemiş ilişkiler
Uçurum duygusuyla yaşadığımız hayat ey
O kadar çok anlattım ki
Kendime kaldım anlatmaktan...
Bunaldım kendisiyle boğuşmasını
Başkalarında çözmeye çalışan insanlardan
Usandım sözcük oynamalarından, tılsımlı sıfatlardan,
Ofset duyarlılıklardan
Kaç zamandır duru, yalın, çalışkan, iyi insanlar özlüyorum "içtenliğin" ya da "dünya görüşünün" kirletmediği
Kendime bir yeni yıl kartı yazarak bunları diliyorum
Aranıp duruyorum adresini yitirdiğim insanları vitrin camlarına yansıyan yüzlerde
Bilmiyorum kalmış mıdır adresini yüzlerinde taşıyan insanlar
Hala bir umut var mıdır
Çıkmaz bir sokağa benzeyen bu avare avunması vitrinlerde
Ne çıkmaz sokaktayım ne de mutsuz
Sadece rüzgârlardan daha güçlü olmak istiyorum o kadar
Açık denizlerde nice yolculuklara yelken açarken
Kış güneşinin mutlu ettiği bir kedi gibi mutlu, emin, tasasız
Sere serpe ve keyifli olmak tek isteğim ve dileğim senin ve benim, yani bizim için...


>> Bu yazının fotoğrafları için TIKLAYINIZ.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Uğur Bıçakcı 8 ay önce

Tansel'im Muhteşemsiniz hepinizi öpüyorum
bizlerle paylaştığın için teşekkürler AMA esas
önemlisi değme yazarlara taş çıkaracak tarzın
sen bir değersin lütfen kıymetini bil

Avatar
Füsun İşsever 8 ay önce

Sevgili Tansel, bu güzel yazı için öncelikle çok teşekkürler, sadece içinde bize yer verdiğin için değil, paylaştığın yerler, sıcacık yazı stilin, bir şehirden diğerine , bir ülkeden ötekine masalsı anlatımın çok güzel . inceliğin için ayrıca teşekkürler. Her zaman kapımız açık bekliyoruz. İzninle yazıyı paylaşmak istiyorum.