Üniversite yıllarımda kitaplardan öğrendiğim pek çok sanatçıyı ancak yıllar sonra müzelerdeki sergilerde tanıdım desem yeridir. Rönesans ustalarını da çağdaş sanatçıları da ancak kataloglar ve kitaplardan anlamaya çalışıyorduk. Henüz bugünkü müzeler, her yıl gelen gezici sergiler yoktu, uçak biletleri ve vize masrafları da doğrusunu isterseniz benim öğrenci bütçemi aşmaktaydı.

Öğrencilik yıllarımda, Avrupalı akranlarıma özenmekten kendimi alamazdım. Yaşıtlarım ülkelerindeki çeşit çeşit müzelerde orijinal eserleri görerek büyümüşlerdi. Özellikle söz konusu sanat dalı resim ise elinizdeki kitabın baskı kalitesi, matbaadan çıkan renkler, eserin büyük küçüklüğüne göre seyircide yarattığı algı çok önemlidir. Tüm bunlar orijinal eseri görmeyenlerin eseri olduğundan daha farklı düşünmesine yol açacak etkenlerdir. Mesela resmin gerçek ebatlarını bilmeden Louvre Müzesi’ne binbir heyecanla gidip Leonardo’nun La Jaconde, namı diğer Mona Lisa’sı karşısında hayal kırıklığına uğrayanlar çoktur. Tarihe ismini yazdırmış kimi sanatçılar var ki orijinal eserlerini görmemiş de olsanız hayranlık duyarsınız, yıllar geçtikçe gözünüzde büyürler. Oysa en nihayetinde estetik de güzellik de göreceli, bana sorarsanız sanat eğitimi almamış bir izleyici için olduğu kadar mektepli bir sanatçı için de son noktada kişisel zevkler belirleyici oluyor. Geride bıraktığımız on yılda Avrupa ve Amerika’da gezdiğim sergiler içerisinde, beni hiç hayal kırıklığına uğratmayıp gözümde daha da devleşen sanatçıların yanı sıra hiç beklemediğim gibi çıkmayan eserlerle de karşılaştım.

Hayran olduğum ancak bunca yıldır Paris’te yaşamama rağmen bir türlü denk gelip eserlerini görememiş olduğum bir sanatçı da Anselm Kiefer idi. Ta ki 2015’in son günlerinde George Pompidou Sanat Merkezi’nde açılan ve beni hiç yanıltmayan sergisine kadar! İsmini ta öğrencilik yıllarımdan beri heyecanla telaffuz ettiğim günümüz ressamlarından olan 1945 doğumlu Alman sanatçı Anselm Kiefer, 20’nci yüzyıl çağdaş sanatının devlerinden biri kabul ediliyor. Kiefer hem bir obje sanatçısı, hem de bana sorarsanız çok çok iyi bir anlatıcı. Kurşun folyo, kömür, yağlı boya, kum gibi çeşitli malzemeleri bir araya getirdiği çalışmalarında tarihi canlandırmaya ve izleyiciyi çeşitli çağrışımlar yaparak düşündürmeyi hedeflemiş sanatçı 80’li yıllarda eleştirmenler tarafından olayları çocuksu bir biçimde ele aldığı gerekçesiyle eleştirilmekteydi. Oysa en başından beri beni etkileyen yönlerinden biri bu naifliği olmuştur. Pompidou Sanat Merkezi’nin en üst katında yer alan 1 no’lu galeride tuallerini ve sergiye özel olarak hazırladığı (kabaca bir söylemle) vitrinlerini görüyoruz ancak daha müzenin giriş katında anıtsal işlerine dair bir örnek sanatçının dünyasına davet ediyor bizleri. Kapıdan girer girmez karşımıza çıkan enstalasyonu “Maison tour” (Kule Ev)’i Kiefer 1993 - 2007 yılları arasında Barjac, Fransa’daki atölyesinde gerçekleştirmiş. Bu eserde sanatçı favori malzemelerinden kurşun folyo ile kariyeri boyunca çekmiş olduğu binlerce fotoğraf baskısını bir araya getirmiş, bir anlamda biyografik bir bilgi bankası oluşturmuş diyebiliriz, tıpkı kuşaklar boyunca ailelerin içlerinde yaşadığı evlerin tarihlerini yansıtması gibi... Ziyaretçilerine kendini tüm çığlıklarıyla açan bu hafıza-ev, Kiefer’in eserlerinde işlediği ana temalar olan zaman-bellek kavramları üzerine düşünce ve çalışmalarının genel bir yansıması.

Anselm Kiefer,  Geroge Baselitz, Gerhard Richter, Sigmar Polke ve hatta Jörg Immendorff gibi 1970’lerde neo-ekspresyonizm akımı ile uluslararası alanda ismini duyurarak bir anlamda Alman resmini yeniden yarattığı söylenen alman ressamlardandır. 1990’lı yılların başında Barjac’ta 25 hektarlık bir bölgede bulunan atölyesine yerleşen Kiefer, olgunluk dönemi eserlerini burada oluşturmaya başlamış ve 2009 yılına kadar demir, beton, moloz, cam ve daha birçok başka inşaat malzemesi kullanarak paralel bir evren yaratmış. Bir süre sonra amfi tiyatrolar, havuzlar, resimler, heykeller, yer altı tünelleri gibi çeşitli çalışmalarıyla dolu alanı olduğu gibi bırakıp yeni bir atölyeye taşınmış. Eserlerini öylece bıraktığı bölgede, doğanın eserlerine nasıl bir etki yapacağını, yapılarının üzerinde çimlerin nasıl büyüyeceğini görmek istemiş ve bölgeden ayrılmadan bu çalışmaları belgelemek için de “Çimler Örtsün Üzerinizi - Over Your Cities Grass Will Grow” projesini hayata geçirmiş. Bu projede birlikte çalıştığı İngiliz yönetmen ve yapımcı Sophie Fiennes, bizleri eserlerin yaratım sürecini ve ortaya çıkanları sessizce izleyen bir gözlemci yerine koyarak Kiefer’in yarattığı dünyayı gözler önüne sermek istiyor ve sanatseverleri belgeseli boyunca bu dünyada dolaştırıyor. Daha önce de ülkemizde gösterilen 2010 yapımı film, bu yıl nisan ayında İKSV- İstanbul Film Festivali kapsamında Türk izleyicilerle tekrar buluşacak.

George Pompidou Sanat Merkezi, 30 yıldan beri Paris’te gerçekleşen ilk Anselm Kiefer retrospektifine 16 Aralık 2015 – 18 Nisan 2016 tarihleri arasında ev sahipliği yapıyor. 60’lı yılların sonundan bugüne Kiefer’in neredeyse tüm sanat kariyerini kapsayan sergi parkuru, 13 ayrı tematik salondan oluşuyor. Sergi dahilinde sanatçının mesleki yaşamının mihenk taşları diyebileceğimiz ve Alman tarihi, toplumsal hafızanın canlandırılması, yaratıcılık ve yıkıcılık ilişkisi, 2’nci Dünya Savaşı’nın ardından Yidiş - Yahudi kültürünün matemini tutmak gibi Kiefer’in üzerine kafa yorduğu başlıca konuların işlendiği Resurrexit (1973), Quaternität (1973), Varus (1976), Margarethe (1981), Sulamith (1983) ve  Für Paul Celan: Aschenblume (2006) gibi çok tanınan yapıtlarını yakından görme fırsatını buluyoruz.

Sanatçı, 2015 yılı boyunca bu sergi için özel olarak çalışarak simyacılık ve kabala kültüründen esinlendiği yaklaşık 40 adet camlı vitrin oluşturmuş. Camlar arkasındaki bu farklı evrende, endüstriyel bir çağın gizemli ve masalsı kalıntılarıyla karşı karşıyayız: Bitkiler, paslanmış ve parçalanmış demir yolu rayları, eski makina ve robot parçaları, fotoğraflar, desenler, kurşun objeler... Her zaman şair olmayı arzu ettiğini söyleyen Anselm Kiefer’in edebiyat ve felsefeye olan ilgisinin izinde eserleri kah Paul Celan, Ingeborg Bachmann ya da Jena Genet’den, kah Heidegger’den dem vurarak bizleri tarih, öz eleştiri, simya ve ezoterizm gibi kavramlar içerisinde gezdiriyor. Güncel olarak yaşamına Fransa’da devam eden sanatçının biyografisini sizlerle paylaşmak isterimtekrar:

Sanatçının hayatı

Anselm Kiefer 8 Mart 1945 tarihinde Donaueschingen, Almanya’da dünyaya gelir ve 6 yaşına kadar burada büyükanne ve büyükbabası ile yaşar. 1951’de Ottersdorf’a anne babasının yanına gelerek okula başlar. Ardından Rastatt Lisesi’ne devam eder.

Henüz 9 - 10 yaşlarından itibaren Kiefer’in tarih, edebiyat, yazı ve desene olan ilgisi dikkat çeker. 1963’te kazandığı Jean-Walter ödülü kendisine hem eğitim hem de seyahat imkanı verir ve genç Kiefer Van Gogh’un ayak izlerinde önce Paris’ten Lyon’a, ardından da Arles’a gider.  Yolculuğu süresince tüm izlenimlerini aktarıp sayısız krokiler çizdiği bir günlük tutar.

Lisenin ardından 1965 yılında Freiburg Üniversitesi'nde (Albert-Ludwigs-Universität Freiburg) hukuk ile Latin dilleri ve edebiyatı bölümlerinde eğitim almaya başlar. 1966’da Eveux, Fransa’da bulunan İsviçreli mimar Le Corbusier imzalı Sainte-Marie-de-la-Tourette Manastırı’nda 3 hafta geçirir. Bu bina sanatçının kendi deyimiyle “betonun ruhunu” keşfetmesini sağlayacaktır. Yolculuk sonrasında Kiefer Freiburg’daki Sanat Akademisi'nde (Kunstakademie Freiburg) Peter Dreher ile güzel sanatlar eğitimine başlar. 1968 senesinde Karlsruhe’de ilk atölyesine yerleşir.

1969’da Karlsruhe Güzel Sanatlar Akademisi’nde (Staatliche Akademie der Bildenden Künste Karlsruhe) Alman ressam ve gravür sanatçısı Horst Antes'den eğitim alır. 1969 yaz ve sonbahar aylarında bir dizi fotoğraf çalışması gerçekleştirir. Avrupa’nın farklı yerlerinde (İtalya: Roma, Paestum, Pompei ve Caprarola, İsviçre: Bellinzone ve Küsnacht, Fransa: Montpellier, Sete ve Arles) babasının askeri üniformasını giyerek kendisini faşist Nazi selamı için kaldırılmış sağ koluyla aktardığı Besetzungen (İşgaller) adlı bu fotoğraf serisiyle üzerinde çalıştığı “Tarih ve savaşın bellekteki yeri” konularında kendine has bir ifade oluşturacaktır. Bu fotoğraflarla birlikte tüm sanat hayatını etkileyecek olan faşizm, Alman geçmişi ve Almanlıkla hesaplaşmak konularına eğilmeye başlar. Tüm yaşamı boyunca Almanya’nın Nazi mirasının ağırlığını omuzlarında taşıyan sanatçı, geçmişin izlerini silmek yerine doğrudan geçmişe saldırmayı ve ironiyi tercih eder.

Aynı zamanda Karlsruhe Akademisi’ndeki eğitiminin bitirme tezini oluşturan İşgaller serisi, projesini destekleyen hocası Peter Dreher ve Rainer Küchenmeister haricinde tüm jüri tarafından oldukça büyük bir tepkiyle karşılanır ve eleştirilir. Anselm Kiefer daha sonra bu fotoğrafları Für Jean Genet (Jean Genet için) ve Heroische Sinnbilder (Kahramanlık Sembolleri) isimli kitaplarında da kullanacaktır.
1970 yılının şubat ayında, Karlsruhe’deki Kaiserplatz Galerisi’nde ilk kişisel sergisini açar.

Eğitimini bitirdikten sonra, 1971'de,  Odenwald'da bulunan eski bir okul binasını atölye olarak kullanmaya başlar. O sıralarda Düsseldorf’taki Güzel Sanatlar Akademisi’nde ders vermekte olan sanatçı Joseph Beuys’ü ziyaret ederek çalışmalarını gösterir. Beuys’le vakit geçiren ve akademide düzenlediği performanslara katılan Kiefer, aralık ayında Beuys ve 50 kadar öğrencisinin Düsseldorf yakınlarındaki Grafenberg korusundaki bir kısım ağaçların bir tenis kulübünün sahalarının genişletilmesi amacıyla kesimine karşı çıkmak için gerçekleştirdikleri  Überwindet endlich die Parteiendiktatur (Nihayet partilerin diktatörlüğünün hakkından gelmek) isimli eylemde de yer alacaktır.

Anselm Kiefer 1973’te Richard Wagner’in Der Ring der Nibelungen” (Nibelungen Yüzüğü) isimli opera dizisinden esinlendiği bir dizi çalışma gerçekleştirir. Joseph Beuys, Kiefer’in fotoğraf çalışmalarını galerici Michael Werner’e göstererek ikili arasında kısa ama çok verimli bir iş birliğinin doğmasına vesile olur. Kiefer aynı sene içerisinde Köln’deki Michel Werner Galerisi'nde “Notung” isimli bir sergi açar.

1974'te sanatçının Parsifal (1973) başlıklı serisi “Bilanz einer Aktivität” (Bir etkinliğin bilançosu) sergisi kapsamında Amsterdam’da Provisorium / Goethe Enstitüsü Galerisi’nde izleyiciyle buluşur.  Kiefer çalışmalarını Jochen Gerz, Georg Baselitz, Sigmar Polke, Arnulf Rainer, André Thomkins, A. R. Penck ve Markus Lüpertz gibi isimlerin eserleriyle yan yana sergileme fırsatı bulur. Boyayı kalın ve birkaç kat süren sanatçı, sık sık toprak, saç, saman gibi materyalleri çalışmalarında kullanmaktadır. Bu kadar katmanlı bir çalışma yapabilmek için zaman zaman baltayla kazıması ya da yakması gereken Kiefer, 1974’te yayımlanan Malen-Verbrennen (Resim Yapmak) adlı kitabında kullandığı yöntemleri anlatır. Aynı yıl Norveç’e bir seyahat gerçekleştirir.

Kiefer 1975’te Benjamin Buchloh yönetimindeki Interfunktionen dergisinde İşgaller serisinden bir seri fotoğrafı “1969 yazı ile sonbaharı arasında İsviçre, Fransa ve İtalya’yı işgal ettim” başlığıyla yayınlar. Derginin bu sayısı büyük bir skandala sebep olur, sanatçıların ve dergiye ilan verenlerin yayından desteğinin çekmesi üzerine Buchloh geri adım atmak durumunda kalır ve sayının baskısını durdurur.

1976 yılında üç ay boyunca Roma’da Villa Massimo’da Alman Akademisi’ne ait bir atölyede çalışmalar yapar. 1976 yılından sonra yine Alman kimliğiyle ilişkili resim dizileri üzerine çalışan sanatçı, Wege der Welt weisheit die Hermannsschlach (Dünya Bilgeliğinin Yolları: Hermann Savaşı)  adlı eseri ile dikkatleri üzerine çeker. Pompidou’daki sergide de görebileceğiniz, yazarlarla müzik adamlarının karşısına askerleri ve faşistleri koyduğu bu tablosu sanatçının kariyerinde önemli bir yer kazanacaktır.

1977’de Kiefer Almanya-Cassel’deki 6. Documenta Sergisi'ne katılır. Etkinliğin “Kitapların metamorfozu. Konsept Kitaplar” teması için seçilen sanatçı, burada iki eser sergiler: 1975 tarihli Unternehmen “Seelöwe” (“Deniz Aslanı” operasyonu) ve 1969 tarihli Die Überschwemmung Heidelbergs (Heidelberg su baskını).

1978 yılında İsviçre, Bern’de “Anselm Kiefer: Bilder und Bücher”  (Anselm Kiefer: Tablolar ve kitaplar) başlıklı bir sergi açar. Burada Wege der Weltweisheit (Dünyanın bilgelik yolları) (1976-1977), Noch ist Polen nicht verloren (Polonya henüz yok olmadı) (1975) ve Heroische Sinnbilder (Kahramanlık Sembolleri) (1969-1971) serilerini izleyicilere sunar.

1980'de Georg Baselitz ile birlikte Almanya Federal Cumhuriyeti’ni 39. Venedik Bienali’nde temsil eder. Her iki sanatçının da kendine özgü bir üslupla Almanya ve 2’nci Dünya Savaşı ile ilgili geçmiş üzerindeki perdeyi aralayarak yaptıkları ulusal öz eleştiri, Alman basını tarafından tepkiyle karşılanır. 1981: Kiefer, III. Reich/Üçüncü İmparatorluk mimarisinden (örneğin Albert Speer ve Wilhelm Kreis’in yapılarından) ögeleri bu dönemdeki eserlerinde temel motif olarak kullanır.

80’li yıllar boyunca mimari ögeler üzerinden çeşitli tualler gerçekleştiren sanatçı, Almanya, İsrail, Fransa ve Amerika’da sergiler açar.

1987 yılında 19. Sao Paolo Bienali’nde Almanya Federal Cumhuriyeti’ni temsilen dört tual ve bir heykel çalışmasını sergiler. Brezilya’ya yaptığı bu yolculuk aynı zamanda bol bol fotoğraf çekerek eserlerinde kullandığı malzemeleri zenginleştirmesine de fırsat verir. Lilith (1987-1990) isimli resminde temel olarak kullanacağı kuş bakışı gökdelenler burada yaptığı çekimlerdendir.

1989’da Polonya’ya seyahat eder ve burada çalışmalar (resim, film, belgesel) yapar.

1991 yılında Meksika, Guatemala, Kore ve Japonya’ya yolculuklar yapar. BBC tarafından kendisini konu alan bir belgesel film çekilir. 

Anselm Kiefer 1992’de Odenwald’daki atölyesinden ve Almanya’dan ayrılarak Fransa’ya taşınır. Barjac bölgesindeki atölyesine yerleşir. Burada atölyesine yoğunlaşır ve sergi açma sıklığı azalır. Bu dönemde seyahatlere de ağırlık verir, özellikle Amerika, Avusturalya, Tayland ve Endonezya yolculukları kendisini oldukça etkiler. 1993 yılının sonlarına doğru Çin ve Nepal seyahatlerini gerçekleştirir. 1994-95 yıllarında ise temel olarak Avrupa ve Amerika arasında gider gelir.

90’lı yıllardan 2000’lerin başına kadar Avrupa’da sayısız sergi gerçekleştiren ve birçok ödüle layık görülen Kiefer, 2007 yılında Barjac’taki atölyesini kapatarak Paris’e yerleşir. 2007 Mayıs ayında, Grand Palais’de birincisi düzenlenen Monumenta etkinliğinin ilk konuk sanatçısı olur. 

2010 yılında sanatçıya Fransa’nın en itibarlı okullarından College de France’da bir kürsü önerilir. Kiefer kürsüyü kabul ederek “Sanat kendi yıkıntılarını takip edecektir” ismini verdiği bir ders serisi önermiştir. 

Pompidou Sanat Merkezi’nde açılan “Anselm Kiefer” retrospektifi, sanatçıyla ilgili Fransa’da 1984 yılında Modern Sanatlar Müzesi’nde açılan sergiden bu yana düzenlenen en kapsamlı sergi olma özelliğini taşıyor sevgili okurlar, ilginizi çekeceğine inanıyorum.

>> Bu yazının fotoğrafları için TIKLAYINIZ.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.